29 Kasım 2014 Cumartesi

Tam olayım diye

Tam tamına bir yıl 5 ay sonra saat 06.00’da tekrar çalar saatim çalıyor. İş görüşmesi için kalkıp hazırlanıyorum. Gündüz ama güneş doğmamakta ısrarlı. Hava desen henüz yılın ilk karı yağmadığından sokağın ortasına ölüyü atsan çürümeyecek cinsten. 

Evden dışarı çıkmak asıl derdim. Tekrar insan içine karışmaya çok korkuyorum. Metro durağında bir kahkaha patlatıyorum. Millet bana bakıyor, bir kadın geliyor “İyi misiniz?” diye soruyor. “Çok erken değil mi ya!” deyip iyice delirdiğimi düşünmesini sağlıyorum. Akşam eve gidince anlatacak konusu olur fena mı? Metrodan indikten sonra dolmuşa biniyorum bir de. Saat 07.00 ve Ferdi Tayfur çalıyor radyoda. “Hay sabah sabah damar çalan beynini sikeyim dj” diyorum.

“Onu bana sormayın, unutmak istiyorum artık hatırlatmayın, unutmak istiyorum. Kalbimi kanatmayın, dünyamı karartmayın, onu hatırlatmayın unutmak istiyorum. Aşk beni yaksa da, umutlarım solsa da, unutmak zor olsa da unutmak istiyorum. Bu aşk bitti, sonunda gitti kendi yolunda, onu ömür boyunca unutmak istiyorum.”

Ardı sıra çalıyor Ferdi. “Hatıran Yeter”, Sanma ki Yaşıyorum” yol bitmiyor, duraklarda durdukça duruyor dolmuş. Nefes alamıyorum kendimi dışarı atıyorum. Yürüsem de olur az kaldı zaten. Şirkete vardıktan sonra İK yöneticisini beklemeye koyuluyorum. Adı yönetici ya ağırlığını koymak için geç kalması şart pezevengin. Gerçi kaltak da olabilir. Kadın mı erkek mi bilmiyorum. Odanın dış kısmı camdan yapılmış. Etrafı izliyorum. İki kişi geliyor karşıdan karşıya. Hani sevgili değiller de, birbirini beğeniyorlar bu çok belli.

Erkek uzaktan gülümsüyor önce sonra süzüyor. Kenardan ayırmış saçlarını kadın. Sağ tarafındaki saç miktarı daha fazla. Türkan Şoray edasıyla salına salına yürüyor. Sol yandaki az kalan saçını kulak arkası yapıyor. Ben’i ve gamzesi sol kısmında kalıyor çünkü. Madem bu kadar bayılıyorlar da neden sevgili değiller acaba diye aklımdan geçirirken adamın alyansı dikkatimi çekiyor. Nefret ediyorum bu huyumdan. İnce detaylara takılı hallerim, hislerim, zekam çıldırıtıyor beni. Bana ne başkalarının hayatından. Gerçekten de ilgilenmiyorum.

Kapı açılıyor erkek İK yöneticimiz. Sabah aldığı simidi bitirince yanıma teşrif edebilme nezaketini nihayet gösteriyor. Dudağında susam izini elimle işaret ediyorum. Utanıyor önce sonra temizliyor. Biraz önceki gerilen göğsü havada patlayan balon gibi yavaş yavaş süzülerek yere iniyor. Bir şeyler anlatıyor “Şirket Vizyonu, Misyonu, Gelecekteki Hedefleri”, o kadar umurumda değil ki ofisten çıkınca kendime Mehmed Uzun’un “Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık” kitabını alırım diye hatırlatıyorum.

- 5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?

İşte en sevdiğim etiket sorusu. Sanki kendi akşam ne yemek yapacağını biliyor da gelmiş bana 5 yıl sonraki hedefimi soruyor.

- Vallahi alırsanız burada

Yanıtım etkiliyor yerden bitmeyi alıyor beni işe. Komik ama sürekli gülümsüyorum. Hatta bununla ilgili iltifatlar bile alıyorum. İnsan her gece sabaha kadar ağlayınca gündüzleri gülmek istiyor. Aynı şeyleri yapmak insanı bunaltır. Ağlamaktan yorulduğumda gülüyorum, gülmekten yorulduğumda ağlıyorum.

Güzel de giyiniyorum. Bazen dekolteyi abarttığım da oluyor. O zamanlar kafam eğik yürüyorum. Burada çok yazılımcı var. Bir nevi ‘kent yaşamının askerleri’ diyorum bunlara. Genelde birçoğu makine mühendisliğinden gelme. Etrafında sürekli erkek olmasından sıkılan hani iki meme görse buruşuk sarkık fark etmeksizin terden titremeden ölecek tayfadan.

Hatta bir keresinde soru sormaya gittim de göğüslerime bakarken yakaladım birini. Göğsümün arasındaki tüyler dikkatini çekmişti. Ani bir hareketle dik duruverdim. Utandı garip, ben de bilerek yapmıştım. Utanması gerekiyordu çünkü. Madem doygunluğa erişecek bir cinsel hayatı yoktu o zaman utanmalıydı. Bu huyu bir an önce edinmezse ‘sapık’ olarak nitelendirilecekti. Onun için yaptım aslında. Umarım beni bir gün anlar.

Anlayacağın bu yeni iş bana bayağı iyi geldi. Kafam dağılıyor sürekli bir şeylerle meşgul oluyorum. Sana çok alışmıştım ben. Alışkanlıklar çok acayip. İnsana kene gibi yapışıyor. Ama istedikten sonra alışkanlıklarından bile vazgeçiliyorsun. Önce kendimi ikna ettim. İnsan kabullenince gerisi bir anda çorap söküğü gibi geliyormuş. Sadece istemen gerekiyor. Bu da yeterince yorulmayı gerektiriyor. Sonra gerçekleri görmeye başlıyorsun.

Sevmediğin bir sürü huyun geldi aklıma. Hiçbiri seni silmeme yardımcı olamadı. Ardından senin için yaptıklarım, katlandıklarım, gözyaşlarım, fedakarlıklarım derken senin benim için hiçbir şey yapmadığını hatırladım. Birden geldi ama aklıma. Çok garip bunu hiç düşünmemiştim halbuki. Benim için neyden vazgeçmiştin? Çok düşündüm inan ki beynimi yedim kustum tekrar yedim. Düşündüm düşündüm… Sonra anımsadım beni neden hayatına soktuğunu.  Kalan boşlukların vardı ve onları güzel an’larla doldurman gerekiyordu. Kendini gül ilan ettin, benimle ruhunu suladın. Güze alışan da şimdi ben oldum.

Unutma işlemini kısım kısım işledim. Önce yazmaya başladım. Sayfalarca hem de. Yazıp yazıp çekmeceme koydum. Yazıyor sonra okumaya başlayınca seninle ilgili gerçekleri daha net kavrıyordum. Dostmuş arkadaşmış yalan. İnsan algısı 20 dakika. Ondan sonrasını kendi kendine konuşuyorsun. Ben de seni başkalarına anlatmak yerine kendime anlatmayı denedim. Yazmak deli olmadığımın da bir göstergesiydi.

Ruh halim biraz daha iyice olunca işe girmeye karar verdim. Mecbur kalmam lazımdı. Gülmeye, konuşmaya, farklı işlerle ilgilenmeye, kızmak ya da sinirlenmekse bu artık başkaları yüzünden olmalıydı. Arada hatırlamıyor değilim seni. Hatta hatırladığım her şey seninle olan en güzel zamanlarım. Bu iyi bir şey. “Artık senden nefret bile etmiyorum” demektir.

Genelde insanları sana benzeterek başlıyor anılarımızı anımsamam. Nerede bir bıyıklı görsem suratın geliyor gözlerimin önüne. Sonra ilk tanıştığımız gün. Hep oradan başlıyorum. Türkü dinlemeye senin sesinle başlamıştım. Aldın sazı eline bıyıklarının arasından başladın söylemeye. Ne çığrıyordun ne de sessizce mırıldanıyor. Tüylerim en son ne zaman böyle diken diken olmuştu hatırlamıyorum. Bakır işler gibi işlemiştin 5 dakikada yüreğimi.

“Tanrıdan Diledim Bu Kadar Dilek
O Yârin Yüzünü Bir Daha Görek
Bana Kısmet Değil Dizinde Yatmak
Dizinde Yatıp Da Yüzüne Bakmak

Gel Aman Aman Yanıma
Kıyma Bu Yazık Canıma
Bir Kara Kaşın Bir Kara Gözün
Değer Dünya Malına

Ayrılık Hasreti Canıma Yetti
Kalmadı Gözümün Yaşları Dindi
Bahçesinizde Lale Sümbül Gül Bitti
Eridi Yüreğim Tükendi Bitti

Gel Aman Aman Yanıma
Kıyma Bu Yazık Canıma
Bir Kara Kaşın Bir Kara Gözün
Değer Dünya Malına”

Ne zaman bir işin içinden çıkamayacak olsam hep bu türküyü dinliyorum. Sanki yanımda sen varmışsın gibi. Şu anki sen değil ama o zamanlar “Dünyanın en güzel insanı” dediğim adam. Hani “Yanında ben varken kimse saçının bir teline bile zarar veremez” dediğin ama en büyük kıyımın senin işleyeceğini akıl sır erdiremediğim şimdi ki sen değil. Kabullendikten sonra daha iyiyim artık. Özdemir Asaf’ın “Düşüngü” isimli şiirinde yazıyor.

“Hepsinin gelmesini bekleme,
Sen var olasın diye,
Bir kişi gelmeyecek,
Sen bir olasın diye”

Aslında senin kadar ben de eksiktim. Gittikten sonra tam kalabildim. Demek böyle bir şeye ihtiyacım varmış. Tutulmayan söze, verilen umuda, bırakmayacakmış gibi yapıp boşlukların dolduğunda aniden git diyebilen o kalbimin sökülüşüne. Hepimiz babasız kızlar, annesiz erkekleriz. Babam sandım sanırım ben bir an seni. Sevgilimdin ama her kadın gibi bir figür örttüm üstüne. Suç benim, örtüyü çektikten sonra görmek istemeyen bendim aslında. 

Dünya bir oyun ve oyalanma vaktidir. Bir babaya ihtiyacım vardı. Babalık çok başka kocaya benzemez. Elli koca eskitebilirsin ama bir baba olmadı mı başında başlarsın her şefkat gösterene “et tırnaktan ayrılır mı?” gibi davranmaya. Hiç gitmeyecekmiş gibi alışırsın. Alıştıkça daha çok sarılırsın. Sonra koklarsın, kokusu içine sindi mi meraklanırsın dokunmak istersin bu defa da. Keşfetmeye başlarsınız vücutlarınızı. 

Her keşif biraz daha okşanmak ister. Okşadıkça arzularsın. Bacaklarının arasındaki ufak ormana girmek istersin. Nefesin kesilecek gibi olur. Alnından boşalan terler karşındaki güzelliğin yanağına ‘şıp’ diye konuverir. Kadın eliyle terini siler, o sildikçe daha çok terlersin. Çığlıkları hiç bitmesin diye enerjini tüketmek istemezsin. ‘Tam’ olursunuz. Bu ilişkiden bana düşen birlikte değil tek başına bir bütün olmakmış. Kim bilir gerçek hayat bacaklarımın arasındaki küçük orman gibi değil diye gittin. Aynı şiirde diyor ya;

“Kendine yetmen için,
Herkesin kendinden kaçacağı yerlerde
Sen kaçmayasın diye”





























































































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder