30 Eylül 2017 Cumartesi

Ağzımda çiçek yetiştiriyorum

İnsan olmaktan çıkıyordum artık. Fonda Mark Eliyahu yanık yanık "Journey" çalıyordu. Sendeleyerek yerimden kalkıyorum, gücüm yok yeniden yerime oturuyorum. Her gün insan kendine "neden bana bunu yaptın" diye sorar mı kendine? Cevabını verebileceğini bilsem karşına çıkar derdim. Bir şey söyle inandır beni... 

Baştan sona yanılan ben olayım o kadar isterdim. Yılların yükünü bir anda sırtıma bindiler yine. İnsan her defasında haklı olmaktan yorulur mu? Artık haksız olmak istiyordum, ne bileyim bir kere de "yalan ne duyduysan hepsi yalan" deyip en yalandan savunmayı yapmak istiyordum. Sonra bu fevri halime bakıyorum da, bu kadar bozuk insanların içinde hala masum bir kalp taşıdığım için kendimi seviyorum birazcık.  

Sonra sevdiğim şeyleri düşünmeye başlıyorum ve neden sevdiğimi. En çok yalnızlığımı, ne zaman ondan ayrılsam döndüğümde beni kocaman kollarını açmış bir şekilde bekliyor oluyor. Hiç kızmıyor bana "bu zamana kadar neredeydin?" ya da "neden?" diye sormuyor. Anneme benziyor biraz. Sonra müzik, ah bu şarkıların gözü kör olsun gibi biraz biraz da ne bilim onlar da hiç konuşmadan birden ayağı kaldırabiliyor ya da daha çok çökmeni sağlıyor ki birden yükselesin. 

Konserlere gitmeyi bu yüzden seviyorum sanırım. İnsanlarla hem buluşmak hem de konuşmamak istiyorsanız konsere gitmek yapılacak en iyi şey. Uzaktan fesatça gelebilir ama beyaz yalan gibi düşünün. Birileri sizi ne kadar özlediğinden bahsedip sadece kendini anlatmak isteyecek ve siz de buna karşılık konser teklifinde bulunacaksınız. 

Lüzumsuz samimiyetlerden uzak durmak için "grip oldum hiç öpmeyeyim şimdi" demekle aynı. Bu iki pis (bana göre en doğrusu) davranış modelini seviyorum. Beş yıldır görüşmediğim arkadaşıma yaşadıklarımı anlattım. Şöyle bir baktı..."Üniversiteden beri hiç değişmemişsin. Senin anlayamadığın, bunları herkes yaşıyor ama kimse takmıyor. Sen çok önemsiyorsun." Gitme dedim gittin yani gönül öyle mi? dedim kendi kendime içimden. 

Bazı kararlar aldım. Ben yapamıyorum öyle çivi çiviyi sökerlerden, başkaları üzerinden ego yapmalardan ya da ne bileyim başka birisi gibi davranmalardan. Gerçekten şu hayatta en çok şaşırdığım kişi yine kendim. Bu çağda bu yaşta hala nasıl böyle kalabiliyorum bilmiyorum. Kendimi çok mu sakladım acaba? Bu kadar duvara ne gerek vardı? Bir şiir okudum demin:

"Vantilatörü açtım o kadar üzgünüm ki ağlayamıyorum
Allah'ın rüzgarı boynumdan nasıl esip geçip gittiyse
Eşyadan bildim tevekkül ettim çocuk öptüm
Boğazımı patlattım seni seviyorum bunu kutlayalım
Gel seninle Allah'ı kanıtlayalım komaya girelim
Daha şiirime "Sensiz yapamayacağım"ı koyacağım

Seni aksattım adamlar toplandılar ben çirkinim
Ben çirkinim uzat artık saçlarını müezzinler bitti
Bazen uyuduğumda ezanlar bitti özen gösterdim
İyi değilim kalk balkondan anlayalım rujun gülkurusunu

Merhaba ben ağlıyorum sen nasılsın?"

Bunu okurken yağmur yağıyor. Tek ses "çıp çıp", o sırada iyi ki Allah var, bu kadar şey yaratılmış. Gökyüzü, yağmur, bulut, ah kar... Kar yağsa artık, birbirimize zarar vermeden yol almanın nasıl mümkün olabileceğini gösterse...

İzliyorum seni adam... Görüyorum yaptıklarını ve yapabileceklerini şarkılar kadar ah bu sosyal medyanın da gözü kör olsun. O ne kadar ucuz dediğin kızlarla sözde flörtlerin... Yine başına saçma sapan işler alacaksın. Sen seviyorsun bunları, artık senden sorumlu değilim... 

Bana neyin ya da nelerin iyi geleceğini düşündüm de sanırım birkaç ay garsonluk yapacağım. Derse diye evden çıkıp her sabah minik heyecan katacağım hayatıma. İşte benim ufak dünyamdaki heyecan da anca bu kadar olur. Olsun ben seviyorum bu hayatı, çiçek sulamak gibi en büyük marifetim anca bu kadar. 

Zamanı gelince gerçekten derslere girmeye başlayacağım. Hayata tutunmaya garsonluktan başlama sebebim insanlarla iletişim kurmak zorunda olmam. Böyle olmayacak sanırım. İnsanları gözlemlemem, dinlemem onlarla tanışmam lazım. Yeterince keyif aldıktan sonra ders sezonunu açıp malum amacımla birlikte farklı insanlarla güzel şeyler ne bilim...

Ağzımda çiçek yetiştiriyorum üstadım,
öpersen acıyorum, öpmezsen zulüm

Allah'ım beni hala bu kadar güzel kılabildiğin için teşekkür ederim. Kıymet görmek istemiyorum, amacım cennet de cennet değil. Yaşıyorum işte öylesine hani diyor ya şarkıda;
"Bir acayip derde düştüm herkes gider kârına 
Bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına 
Zerrece tamahım yoktur şu dünya varına 
Rızkımı veren Huda'dır kula minnet eylemem"

18 Eylül 2017 Pazartesi

Zamansız

Kendi halimde bir derdim var. Nasıl anlatsam kibar kibar. Duymaz sağır uydur bağır. Böyle başlıyordu şarkının sözleri. Hiçbir adama değil hiçbirinize değil dargınlığım kırgınlığım diye devam ediyordu. Kendi etrafımda dönüyordum (uzun süredir yapmıyordum, iyi geldi) Tam dönüyorum, "hiçbir adama değil" cümlesini duyunca bağırıyordum. 

"Hayır hiçbir adam değil, sadece ona" Yemek yemek istiyorum, bir de sürekli başım ağrıyor. Etrafımdakiler alt tarafı bir aylık derken ben bir günümüzü düşünmeden edemiyordum. Nasıl bir anda her şeyim olabilmişti anlamamıştım. Elimden kayıverdi dur diyemedim kalbime. Her şey o kadar güzeldi ki yalan da olsa inanırdım ne olacaktı ki sanki. Kokusu yeter diyordum hep içimden. Yeterince berbat bir durumdayım. "Bir de sen gitme" diyemedim. 

Aslında bir sürü şey yazmıştım. Yüzünü görünce yapamıyordum. Yapmıştım ama. Şimdi düşününce çok şey diyemediğimi anlıyorum. Paramparça etti kalbimi bakıldığında. Yine de benden çok onu bir de anası düşünür herhalde diye iç geçirdim kendi kendime. İlaçlarını almalıydı, kanından canından olanlara daha çok vakit ayırmalıydı, ayakta çok durmamalı mesela, yorgun olduğunda yola çıkmamalı, sağlıklı şeyler yemeli mesela (elimden kuru fasulye yedirmek çok isterdim ama kısmet değilmiş), eski sevgililerine dönme hepsi yalancı üzecekler seni...vs. diyemedim hepsini işte.

 "Hepsi yalancı" derken en büyük yalancının kendisi olduğunu düşünce bir gülme geldi ama olsun. Canı sağ olsun. Bir yerden sonra buna da klasik tecrübe ya da ne bileyim yaşayacağımız varmış deyip geçmek gerekirdi herhalde. Herkes öyle unutuyor sevdiğini. Ben çok aşıktım gerçi. Tamam sus aşığım hala. Ama geçecek... Bu "tamam sus" lafı da onun meşhur lafıdır. Çok hoşuma giderdi öyle deyince. 

Genelde sebepsiz kıskançlıkların da derdi. Kör kütük aşıktım, kıskanacağı hiçbir şey yoktu gerçi ama olsun yine. Geçecek ki biliyorum ben. Bu kokuyla çok uzun süre yaşayacağıma eminim. İnşallah o da beni sevmiştir gerçekten. O kadar yalan söyledi ki artık ne doğru ne gerçek ben hiçbir şeyden emin olamıyorum. Bir insanın tahammül edemediği tek şey "yalan" olup da neredeyse hayatı yalan diyebileceğin birine aşık olmak hangi günahın bedelidir ki... 

Her yerim uyuşmuş gibi, sanki morga götürmüşler de nefes alıyorum ama sesim de çıkmıyor. Öyle ecelim gelmemiş de bırakın öleyim diyorum. Geberip gideyim artık ya valla hayat çok böyle aptal hani biliyor musun. Mala bağlamış gerçek hayat dedikleri. Onunlayken kendimi kocaman kanatları olan canavar gibi hissediyordum. Herkesten koruyan, herkesle savaşmaya hazır gibi. Kanadımı o kırdı. Acımadan kırdı hem de. Gözlerimin içine baka baka kanadığını gördü üstelik. 

Umurunda olmadığına yemin edebilirim. Bencildi, ne kadar bencil insanlardan nefret ettiğini söylese de severken bencildi. Ben ise o mutlu olsun, onun çevresindekiler mutlu olsun ben aşığım zaten ayrıca mutluluğa ihtiyacım yoktu ki gibi bakıyordum. Üzülmeye hazırdım çünkü. Ama hesap edemediğim kandırılmak duygusuydu. Bunu gerçekten hiç hesap edemedim. 

Yalan ağzına yuva yapmış birine inanmak kendini ateşe atmak gibi, intihar etmek gibi. Acayip bir şey insan kendine şaşırıyor. Kafamı çevirip baktığımda az bir zamanda olsa o kadar yaşadığım şeye vay be dedim. Vay be insan aşık olunca ne kadar çok değişiyormuş. Asla yapmam dediği şeyleri gözünü bile kırpmadan yapabiliyormuş. Güzeldi, öyle çok güzeldi ki şimdi cüzzam olsa ben yine aynı duygularla öpüşürdüm onunla. Onu öpmek dünyayı durdurmak gibiydi. 

Hep zamanı durdurmak istemişimdir. Onu öperken oluyordu işte. Bir daha öpemeyecek olduğumu düşününce kursağıma bir şey takılıyor, yutkunamıyorum. O dilin kopsun da bir daha kimseyi öpeme orospu diyorum içimden. Bu saatlerde Ahmet Kaya dinlemek ne kadar tehlikeli. "Seninle bir bütün olabilirdik. Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal canımın içi hoşçakal" Parmakları kanayana kadar seni yazabilecek birinin bileklerini kestin sen... Bu kadar...