18 Eylül 2017 Pazartesi

Zamansız

Kendi halimde bir derdim var. Nasıl anlatsam kibar kibar. Duymaz sağır uydur bağır. Böyle başlıyordu şarkının sözleri. Hiçbir adama değil hiçbirinize değil dargınlığım kırgınlığım diye devam ediyordu. Kendi etrafımda dönüyordum (uzun süredir yapmıyordum, iyi geldi) Tam dönüyorum, "hiçbir adama değil" cümlesini duyunca bağırıyordum. 

"Hayır hiçbir adam değil, sadece ona" Yemek yemek istiyorum, bir de sürekli başım ağrıyor. Etrafımdakiler alt tarafı bir aylık derken ben bir günümüzü düşünmeden edemiyordum. Nasıl bir anda her şeyim olabilmişti anlamamıştım. Elimden kayıverdi dur diyemedim kalbime. Her şey o kadar güzeldi ki yalan da olsa inanırdım ne olacaktı ki sanki. Kokusu yeter diyordum hep içimden. Yeterince berbat bir durumdayım. "Bir de sen gitme" diyemedim. 

Aslında bir sürü şey yazmıştım. Yüzünü görünce yapamıyordum. Yapmıştım ama. Şimdi düşününce çok şey diyemediğimi anlıyorum. Paramparça etti kalbimi bakıldığında. Yine de benden çok onu bir de anası düşünür herhalde diye iç geçirdim kendi kendime. İlaçlarını almalıydı, kanından canından olanlara daha çok vakit ayırmalıydı, ayakta çok durmamalı mesela, yorgun olduğunda yola çıkmamalı, sağlıklı şeyler yemeli mesela (elimden kuru fasulye yedirmek çok isterdim ama kısmet değilmiş), eski sevgililerine dönme hepsi yalancı üzecekler seni...vs. diyemedim hepsini işte.

 "Hepsi yalancı" derken en büyük yalancının kendisi olduğunu düşünce bir gülme geldi ama olsun. Canı sağ olsun. Bir yerden sonra buna da klasik tecrübe ya da ne bileyim yaşayacağımız varmış deyip geçmek gerekirdi herhalde. Herkes öyle unutuyor sevdiğini. Ben çok aşıktım gerçi. Tamam sus aşığım hala. Ama geçecek... Bu "tamam sus" lafı da onun meşhur lafıdır. Çok hoşuma giderdi öyle deyince. 

Genelde sebepsiz kıskançlıkların da derdi. Kör kütük aşıktım, kıskanacağı hiçbir şey yoktu gerçi ama olsun yine. Geçecek ki biliyorum ben. Bu kokuyla çok uzun süre yaşayacağıma eminim. İnşallah o da beni sevmiştir gerçekten. O kadar yalan söyledi ki artık ne doğru ne gerçek ben hiçbir şeyden emin olamıyorum. Bir insanın tahammül edemediği tek şey "yalan" olup da neredeyse hayatı yalan diyebileceğin birine aşık olmak hangi günahın bedelidir ki... 

Her yerim uyuşmuş gibi, sanki morga götürmüşler de nefes alıyorum ama sesim de çıkmıyor. Öyle ecelim gelmemiş de bırakın öleyim diyorum. Geberip gideyim artık ya valla hayat çok böyle aptal hani biliyor musun. Mala bağlamış gerçek hayat dedikleri. Onunlayken kendimi kocaman kanatları olan canavar gibi hissediyordum. Herkesten koruyan, herkesle savaşmaya hazır gibi. Kanadımı o kırdı. Acımadan kırdı hem de. Gözlerimin içine baka baka kanadığını gördü üstelik. 

Umurunda olmadığına yemin edebilirim. Bencildi, ne kadar bencil insanlardan nefret ettiğini söylese de severken bencildi. Ben ise o mutlu olsun, onun çevresindekiler mutlu olsun ben aşığım zaten ayrıca mutluluğa ihtiyacım yoktu ki gibi bakıyordum. Üzülmeye hazırdım çünkü. Ama hesap edemediğim kandırılmak duygusuydu. Bunu gerçekten hiç hesap edemedim. 

Yalan ağzına yuva yapmış birine inanmak kendini ateşe atmak gibi, intihar etmek gibi. Acayip bir şey insan kendine şaşırıyor. Kafamı çevirip baktığımda az bir zamanda olsa o kadar yaşadığım şeye vay be dedim. Vay be insan aşık olunca ne kadar çok değişiyormuş. Asla yapmam dediği şeyleri gözünü bile kırpmadan yapabiliyormuş. Güzeldi, öyle çok güzeldi ki şimdi cüzzam olsa ben yine aynı duygularla öpüşürdüm onunla. Onu öpmek dünyayı durdurmak gibiydi. 

Hep zamanı durdurmak istemişimdir. Onu öperken oluyordu işte. Bir daha öpemeyecek olduğumu düşününce kursağıma bir şey takılıyor, yutkunamıyorum. O dilin kopsun da bir daha kimseyi öpeme orospu diyorum içimden. Bu saatlerde Ahmet Kaya dinlemek ne kadar tehlikeli. "Seninle bir bütün olabilirdik. Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal canımın içi hoşçakal" Parmakları kanayana kadar seni yazabilecek birinin bileklerini kestin sen... Bu kadar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder