Tam tamına bir yıl 5 ay sonra saat 06.00’da tekrar çalar saatim çalıyor. İş görüşmesi için
kalkıp hazırlanıyorum. Gündüz ama güneş doğmamakta ısrarlı. Hava desen henüz
yılın ilk karı yağmadığından sokağın ortasına ölüyü atsan çürümeyecek cinsten.
Evden dışarı çıkmak asıl derdim. Tekrar insan içine karışmaya çok korkuyorum.
Metro durağında bir kahkaha patlatıyorum. Millet bana bakıyor, bir kadın
geliyor “İyi misiniz?” diye soruyor. “Çok erken değil mi ya!” deyip iyice
delirdiğimi düşünmesini sağlıyorum. Akşam eve gidince anlatacak konusu olur
fena mı? Metrodan indikten sonra dolmuşa biniyorum bir de. Saat 07.00 ve Ferdi
Tayfur çalıyor radyoda. “Hay sabah sabah damar çalan beynini sikeyim dj”
diyorum.
“Onu
bana sormayın, unutmak istiyorum artık hatırlatmayın, unutmak istiyorum. Kalbimi kanatmayın, dünyamı karartmayın, onu hatırlatmayın unutmak
istiyorum. Aşk beni yaksa da, umutlarım solsa da, unutmak zor olsa da unutmak istiyorum. Bu aşk bitti, sonunda gitti kendi yolunda, onu ömür boyunca unutmak istiyorum.”
Ardı
sıra çalıyor Ferdi. “Hatıran Yeter”, Sanma ki Yaşıyorum” yol bitmiyor,
duraklarda durdukça duruyor dolmuş. Nefes alamıyorum kendimi dışarı atıyorum. Yürüsem
de olur az kaldı zaten. Şirkete vardıktan sonra İK yöneticisini beklemeye
koyuluyorum. Adı yönetici ya ağırlığını koymak için geç kalması şart
pezevengin. Gerçi kaltak da olabilir. Kadın mı erkek mi bilmiyorum. Odanın dış
kısmı camdan yapılmış. Etrafı izliyorum. İki kişi geliyor karşıdan karşıya.
Hani sevgili değiller de, birbirini beğeniyorlar bu çok belli.
Erkek
uzaktan gülümsüyor önce sonra süzüyor. Kenardan ayırmış saçlarını kadın. Sağ tarafındaki saç miktarı daha fazla. Türkan Şoray edasıyla salına salına yürüyor. Sol yandaki az kalan saçını kulak arkası yapıyor. Ben’i ve gamzesi sol kısmında
kalıyor çünkü. Madem bu kadar bayılıyorlar da neden sevgili değiller acaba diye
aklımdan geçirirken adamın alyansı dikkatimi çekiyor. Nefret ediyorum bu
huyumdan. İnce detaylara takılı hallerim, hislerim, zekam çıldırıtıyor beni.
Bana ne başkalarının hayatından. Gerçekten de ilgilenmiyorum.
Kapı
açılıyor erkek İK yöneticimiz. Sabah aldığı simidi bitirince yanıma teşrif
edebilme nezaketini nihayet gösteriyor. Dudağında susam izini elimle işaret
ediyorum. Utanıyor önce sonra temizliyor. Biraz önceki gerilen göğsü havada
patlayan balon gibi yavaş yavaş süzülerek yere iniyor. Bir şeyler anlatıyor
“Şirket Vizyonu, Misyonu, Gelecekteki Hedefleri”, o kadar umurumda değil ki
ofisten çıkınca kendime Mehmed Uzun’un “Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık”
kitabını alırım diye hatırlatıyorum.
- 5
yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?
İşte
en sevdiğim etiket sorusu. Sanki kendi akşam ne yemek yapacağını biliyor da
gelmiş bana 5 yıl sonraki hedefimi soruyor.
-
Vallahi alırsanız burada
Yanıtım
etkiliyor yerden bitmeyi alıyor beni işe. Komik ama sürekli gülümsüyorum. Hatta
bununla ilgili iltifatlar bile alıyorum. İnsan her gece sabaha kadar ağlayınca
gündüzleri gülmek istiyor. Aynı şeyleri yapmak insanı bunaltır. Ağlamaktan
yorulduğumda gülüyorum, gülmekten yorulduğumda ağlıyorum.
Güzel
de giyiniyorum. Bazen dekolteyi abarttığım da oluyor. O zamanlar kafam eğik
yürüyorum. Burada çok yazılımcı var. Bir nevi ‘kent yaşamının askerleri’
diyorum bunlara. Genelde birçoğu makine mühendisliğinden gelme. Etrafında
sürekli erkek olmasından sıkılan hani iki meme görse buruşuk sarkık fark
etmeksizin terden titremeden ölecek tayfadan.
Hatta
bir keresinde soru sormaya gittim de göğüslerime bakarken yakaladım birini. Göğsümün
arasındaki tüyler dikkatini çekmişti. Ani bir hareketle dik duruverdim. Utandı
garip, ben de bilerek yapmıştım. Utanması gerekiyordu çünkü. Madem doygunluğa
erişecek bir cinsel hayatı yoktu o zaman utanmalıydı. Bu huyu bir an önce
edinmezse ‘sapık’ olarak nitelendirilecekti. Onun için yaptım aslında. Umarım
beni bir gün anlar.
Anlayacağın
bu yeni iş bana bayağı iyi geldi. Kafam dağılıyor sürekli bir şeylerle meşgul
oluyorum. Sana çok alışmıştım ben. Alışkanlıklar çok acayip. İnsana kene gibi yapışıyor.
Ama istedikten sonra alışkanlıklarından bile vazgeçiliyorsun. Önce kendimi ikna
ettim. İnsan kabullenince gerisi bir anda çorap söküğü gibi geliyormuş. Sadece
istemen gerekiyor. Bu da yeterince yorulmayı gerektiriyor. Sonra gerçekleri
görmeye başlıyorsun.
Sevmediğin
bir sürü huyun geldi aklıma. Hiçbiri seni silmeme yardımcı olamadı. Ardından
senin için yaptıklarım, katlandıklarım, gözyaşlarım, fedakarlıklarım derken
senin benim için hiçbir şey yapmadığını hatırladım. Birden geldi ama aklıma.
Çok garip bunu hiç düşünmemiştim halbuki. Benim için neyden vazgeçmiştin? Çok
düşündüm inan ki beynimi yedim kustum tekrar yedim. Düşündüm düşündüm… Sonra
anımsadım beni neden hayatına soktuğunu.
Kalan boşlukların vardı ve onları güzel an’larla doldurman gerekiyordu.
Kendini gül ilan ettin, benimle ruhunu suladın. Güze alışan da şimdi ben oldum.
Unutma
işlemini kısım kısım işledim. Önce yazmaya başladım. Sayfalarca hem de. Yazıp
yazıp çekmeceme koydum. Yazıyor sonra okumaya başlayınca seninle ilgili
gerçekleri daha net kavrıyordum. Dostmuş arkadaşmış yalan. İnsan algısı 20
dakika. Ondan sonrasını kendi kendine konuşuyorsun. Ben de seni başkalarına
anlatmak yerine kendime anlatmayı denedim. Yazmak deli olmadığımın da bir
göstergesiydi.
Ruh
halim biraz daha iyice olunca işe girmeye karar verdim. Mecbur kalmam lazımdı.
Gülmeye, konuşmaya, farklı işlerle ilgilenmeye, kızmak ya da sinirlenmekse bu
artık başkaları yüzünden olmalıydı. Arada hatırlamıyor değilim seni. Hatta
hatırladığım her şey seninle olan en güzel zamanlarım. Bu iyi bir şey. “Artık
senden nefret bile etmiyorum” demektir.
Genelde
insanları sana benzeterek başlıyor anılarımızı anımsamam. Nerede bir bıyıklı
görsem suratın geliyor gözlerimin önüne. Sonra ilk tanıştığımız gün. Hep oradan
başlıyorum. Türkü dinlemeye senin sesinle başlamıştım. Aldın sazı eline
bıyıklarının arasından başladın söylemeye. Ne çığrıyordun ne de sessizce
mırıldanıyor. Tüylerim en son ne zaman böyle diken diken olmuştu
hatırlamıyorum. Bakır işler gibi işlemiştin 5 dakikada yüreğimi.
“Tanrıdan
Diledim Bu Kadar Dilek
O
Yârin Yüzünü Bir Daha Görek
Bana
Kısmet Değil Dizinde Yatmak
Dizinde
Yatıp Da Yüzüne Bakmak
Gel
Aman Aman Yanıma
Kıyma
Bu Yazık Canıma
Bir
Kara Kaşın Bir Kara Gözün
Değer
Dünya Malına
Ayrılık
Hasreti Canıma Yetti
Kalmadı
Gözümün Yaşları Dindi
Bahçesinizde
Lale Sümbül Gül Bitti
Eridi
Yüreğim Tükendi Bitti
Gel
Aman Aman Yanıma
Kıyma
Bu Yazık Canıma
Bir
Kara Kaşın Bir Kara Gözün
Değer
Dünya Malına”
Ne
zaman bir işin içinden çıkamayacak olsam hep bu türküyü dinliyorum. Sanki
yanımda sen varmışsın gibi. Şu anki sen değil ama o zamanlar “Dünyanın en
güzel insanı” dediğim adam. Hani “Yanında ben varken kimse saçının bir teline
bile zarar veremez” dediğin ama en büyük kıyımın senin işleyeceğini akıl sır
erdiremediğim şimdi ki sen değil. Kabullendikten sonra daha iyiyim artık. Özdemir
Asaf’ın “Düşüngü” isimli şiirinde yazıyor.
“Hepsinin
gelmesini bekleme,
Sen
var olasın diye,
Bir
kişi gelmeyecek,
Sen
bir olasın diye”
Aslında
senin kadar ben de eksiktim. Gittikten sonra tam kalabildim. Demek böyle bir
şeye ihtiyacım varmış. Tutulmayan söze, verilen umuda, bırakmayacakmış gibi
yapıp boşlukların dolduğunda aniden git diyebilen o kalbimin sökülüşüne.
Hepimiz babasız kızlar, annesiz erkekleriz. Babam sandım sanırım ben bir an
seni. Sevgilimdin ama her kadın gibi bir figür örttüm üstüne. Suç benim, örtüyü çektikten sonra görmek istemeyen
bendim aslında.
Dünya bir oyun ve oyalanma vaktidir. Bir babaya ihtiyacım
vardı. Babalık çok başka kocaya benzemez. Elli koca eskitebilirsin ama bir baba
olmadı mı başında başlarsın her şefkat gösterene “et tırnaktan ayrılır mı?”
gibi davranmaya. Hiç gitmeyecekmiş gibi alışırsın. Alıştıkça daha çok sarılırsın.
Sonra koklarsın, kokusu içine sindi mi meraklanırsın dokunmak istersin bu defa
da. Keşfetmeye başlarsınız vücutlarınızı.
Her keşif biraz daha okşanmak ister.
Okşadıkça arzularsın. Bacaklarının arasındaki ufak ormana girmek istersin.
Nefesin kesilecek gibi olur. Alnından boşalan terler karşındaki güzelliğin
yanağına ‘şıp’ diye konuverir. Kadın eliyle terini siler, o sildikçe daha çok
terlersin. Çığlıkları hiç bitmesin diye enerjini tüketmek istemezsin. ‘Tam’
olursunuz. Bu ilişkiden bana düşen birlikte değil tek başına bir bütün
olmakmış. Kim bilir gerçek hayat bacaklarımın arasındaki küçük orman gibi değil
diye gittin. Aynı şiirde diyor ya;
“Kendine
yetmen için,
Herkesin
kendinden kaçacağı yerlerde
Sen
kaçmayasın diye”