18 Mart 2016 Cuma

Bir Ayrılık

Eskiden ne kadar çok kitap okurdum. Tüm paramı sadece kitaplara verirdim. Aç kaldığım zamanları bile hatırlıyorum. Kitapları insanlara benzetiyorum. Neme, yangına, zamana dayanamazlar hiç. Bir de içindekiler elbette. Sen ben satırlara dökememiştir belkide hayatlarımızı ama birileri yazmıştır işte. Çünkü en nihayetinde herkesin başına gelen şey aynı değil miydi? 

Uzun bir zamandır birçok insanın başına gelen bir sorunla boğuşuyorum. Ben karımdan boşanmak istiyorum. Boğazımda kocaman bir düğüm, ne yemek yiyebiliyor ne bir şeyler söyleyebiliyorum. Yalnızca düşüyorum. Kitaplardan yardım almaya çalıştım. Tıpkı eskisi gibi... Ne yazık ki onların da bana bir faydası olmadı maalesef. Ama bu akşam konuşacağım. 

Sabahtan beri evde onu bekliyorum. Yeterince de içtim. Alkol böyle anlarda bir kitaptan daha etkili olabiliyor. Konuşurken bir yandan kafamı kuma gömmek istiyorum da o da zor olacak herhalde. Yüzüne bakmak istemiyorum, kelimeleri zihnimde toparlayamıyorum. 

Giriş cümlesinde kalakalıyorum. Allah'ım bana yardım et. Bunca yıl aynı yastığa baş koyduğum birine artık hayatımda görmek istemediğimi nasıl anlatabilirim, yani nasıl ifade edilir ki? İşte geldi, evet geldi. Kapı açılıyor. Tamam sakin olmalıyım.

- Nurdan hoş geldin.

- Hoş bulduk hayatım. Ver bir öpücük bakalım. Evde miydin bütün gün?

- Evet.

- Bugün Kemal bey aradı. Hani şu banka işi vardı ya. İş yerinde birini arıyorlarmış. Ben ona daha önce demiştim. Öyle bir açık olursa mutlaka bize haber ver diye. Yarın sabah 09.00'da görüşmen var yakışıklı.

- Buna gerek yoktu. Ben herhangi bir yayınevinde çalışmak istiyorum. Seninle daha önce de konuşmuştuk. Bankacı olduğun için çevren daha çok orada ama ben bu sektörü sevmiyorum. Neden bana sormadın?

- Şey... ben... bilmiyorum bu kadar net olduğunu bilmiyordum. Hem bir görüşsen ne çıkar ki istemezsen zorla işe sokacak değiliz seni. Hakan aylardır çalışmıyorsun. İş görüşmelerine gitmiyorsun. Tutturmuşsun bir yayınevi sevdası. Ne yapacaksın orada? Kitabını evde de yazabilirsin.

- Hiç anlamıyorsun değil mi? Her şey senin istediğin gibi olmalı bu evde. Ama ben bu evin bir eşyası değilim. Vazon değilim senin anlıyor musun? İstediğin yere koyup durma artık beni. Gerçekten çok bunalıyorum.

- Sanırım sen bunalmak için yer arıyorsun. Bu ne sinir? Ne dedim ki ben şimdi? Senin iyiliğini istiyorum. Evliyiz Hakan anladın mı! Birbirimizden sorumluyuz. Bu kadar abartılacak, sesini yükseltecek bir şey yoktu.

- Neyse bu konunun üzerinde fazla dolanmak istemiyorum. Benim seninle konuşacağım başka bir mesele var.

- Ne oldu?

- Nurdan ben boşanmak istiyorum.

- Anlamadım.

- Anlaşılmayacak bir şey yok boşanmak istiyorum işte.

- Başka biri mi var?

- Hayır öyle bir şey değil. Kelimelere dökülünce kabalaşacağımın farkındayım ama dürüst olmak istiyorum. Tek bir nedeni var o da seni artık sevmiyor oluşum.

- Ne zamandan beri?

- İşten çıkarıldığımdan beri. Yani o zamanlar senden soğumaya başlamıştım. Zamanla da hiçbir şey hissetmediğime karar verdim. Anlıyorsun sanıyordum. Cinsel yaşantımız bile yok artık.

- Hayır anlamamıştım. Ben... yani ne bileyim... Sandım ki işsizlikten kaynaklı. Bizimle alakası yok diye düşünüyordum. Peki, zorla sevdirecek halim yok kendimi. Bitti ise bitmiştir. Boşanma davasını sen aç. Bu akşam dışarıda kalsam daha iyi olacak. İyi geceler.

- Gerçekten üzgünüm.

- Bunun bir önemi yok.

Hakan'ın tarafından bir ayrılık;

- Alo. Alp naber abi, nerdesin? Tamam geliyorum ben de.

- Ooo yüzünüzü gören cennetlik paşam. Hoş geldin. Hayırdır hangi dert attı seni buraya.

- Dur önce bir soluklanayım. Abi bakar mısın, bana da bir ufak açsana sana zahmet.

- Ne oluyor lan.

- Nurdan'la boşanıyoruz. 

- Haydaaaaa. Ne oldu oğlum. En son yılbaşında gayet iyidiniz.

- Bir ay sonra da kovuldum biliyorsun.

- Oğlum işten atılınca insan hemen boşanıyor mu hemen.

- Ben boşanmak için evlendim sanki amına koyayım. İnsan işsiz olunca hele de bir erkek her şey gözüne gözüne batıyor. Nurdan da sağ olsun kendime acımam konusunda baya bi yardımcı oldu. Hiçbir işe yaramadığımı hissediyorum. 

Pencerenin önündeki plastik çiçek gibi, olsan ne olmasan ne ama evi güzel gösteriyor. Nurdan sürekli beni bir kalıba oturtmaya çalışıyor. Hayallerimi küçümser oldu. Kovulduk ya demek ki işe yaramıyordum o zaman hayallerimin de bir manası yok anlayacağın onun için. Her gün kendi kafasındaki iş teklifleri ile gelmeye başladı. Bana fikrimi bile sormuyor. Sanki ben düşünemeyen bir hayvanım. 

Eskiden "Akşam ne yersin?" diyen insan gitti, yerine "Bu akşam ne yemek yapacaksın?" diyen kadın geldi. Yani eyvallah ben de yemek yapmayı severim. Kadın diye hiçbir zaman evdeki işleri ona yüklemedim ama son zamanlarda çok abarttı. Ben de erkeğim daaa yeter artık. 

Boğuluyorum anlıyor musun? Maddi anlamda bir sıkıntım yok aslında. Hatta işten çıkar çıkmaz hemen tatile çıktık. İlk başlarda durumun geyiğini yapıyorduk. "Bak birbirimize vakit ayırabiliyoruz artık, keşke daha önceden kovulsaymışın" filan. Şimdi halimize bak. Hanımefendi bana 3 yaşındaki çocuk gibi davranıyor.

- Bunları ona anlattın mı?

- Gerek duymadım. Tartışma büyüyecek, saygısızlaşacaktık. Ne olursa olsun birbirimizin yüzüne bakacak durumda olalım istiyorum.

- Ne diyeyim abi hayırlısı. Hadi yeni hayatının belkide ikinci baharının şerefine.

Nurdan'ın tarafından bir ayrılık;

- Bilge evde misin? Tamam sana geliyorum. Çok kötüyüm. Şarap var mı? Oh süper.

- Hoş geldin fıstık. Yaaa çok kötü görünüyorsun had gir içeri hemen. Of buz gibisin.

- Evden apar topar çıktım. Havayı düşünecek halde değildim. Ne oldu bir bilsen. Boşanıyoruz!

- Neeee! Nasıl ya, siz! Anlat hemen ne alaka ya.

- Beyefendi boşanmak istiyormuş. İnsan aniden böyle bir şeye nasıl karar verebilir. Nasıl hemen sevmediğini anlayabilir. Tamam evlilik biraz da alışkanlık ama 'sevmeme' durumu bilmiyorum. 

Çok kötüyüm Bilge ya. Kendimi kandırılmış hissediyorum. Paranoyaklaşıyorum, sanki beni hiç sevmemiş gibi geliyor. Israrla başka bir kadın olduğunu filan düşünüyorum.

- Dur ya abartma sen de hemen. Çok düşünme, olacağı varmış demek. Ne yapalım yani, kendini yıpratınca her şey düzelecek mi?

- Bilge öyle değil işte. Bana bir söz verdi o. "Hayatımın sonuna kadar seninle olmak istiyorum" dedi. Bizim kavga etmişliğimiz dahi yok. Birbirimizi hiç kırmadık. Ne kadar da kolay ayrılıyor öyle. Ne demek sevemedim. Ömrümü adadım ona. İşten ayrıldı kendimi paraladım yeni bir işe girsin diye. 

O üzülmesin diye gizliden gizliye iş ilanlarına baktım. Adına hesap bile açtım, yani bu abartı olmuş olabilir. Ama o kadar bitik haldeydi ki, onu öyle görünce içim parçalanıyordu. Çocuk istiyordum, ileriye erteledim. Tek kelime etmedim. Faturaları o görmesin diye hemen alıp vaktinde ödüyordum. 

İşsizdi, çaresizdi biliyordum yine de seviyordum. Ben çok sevdim onu. Nerede hata yaptığımı bir türlü anlayamıyorum. Gelirken beynimi kemirdim hala bulmuş değilim. Düşüncesizce mi davrandım acaba? Dinlemedim mi onu? 

Geceleri uyumazdı, nefesinden anlardım. O uyumayınca ben de uyumazdım. Uyuyana kadar beklerdim, ses etmezdim. Nedense sustum. Konuşmak mı lazımdı bilmiyorum. Aklım bildiğime yetmiyor, yetemiyor.

- Nedense susmana içelim o zaman. Şerefe!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder