17 Mayıs 2015 Pazar

Gece Kelebeği Yıldızı İster, Geceyse Gündüzü

- Merhaba ben başkomiser Türker. Sanırım siz de emekli polismişsiniz. Meslektaşım olarak öncelikle böyle bir olaya karıştığınız için çok üzgünüm. Suçunuzu itiraf etmişsiniz zaten. Bir de sizden dinlemek istiyorum. Ayrıntılı olarak!

- Komiserim doğrudur, ben de polistim. Bir 5 yılı var emekli olalı. Hayat eskisi hızlı olmayınca insan yelkovanla akrebe bakmayı bırakıyor, sıkılıyor. Başak benim tek evlamdı. Karımın hamile olduğunu öğrendiğimde sıçradım ben. Bak vallahi, bildiğin koskoca adam sıçradı. Aylarca bekledik onu. Borç harç bir oda kurduk ona. Öyle güzel oldu ki görcen. 

3 yaşına kadar giyeceği kıyafetleri bile hazırladık. O zaman resmi polistim, öğle yemeği diye bir şey vardı. Yemezdim parasıyla gider oyun giysi filan alırdım onun için. Geleceği için bankadan hesap bile açtık. Hep onun için, buruk olmasın diğer çocukların yanında hiç üzülmesin diye. Demek öyle olmuyormuş. Sen 20 sene bak et, lavuğun teki zar zor kurduğumuz hayatı 3 dakikada yerle bir etsin. Sigara yakabilir miyim bu arada?

- Tabi

- Sigara da bir nevi cephanedir değil mi. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi ne zor. Kendine serbest düşmek, çakılmak kendine. Ben bu çocuğun saçlarını, kendini bilene kadar hep ben taradım. Büyüyünce beğenmez oldu. Güzelim kıvırcık saçlarını düzleştire düzleştire bir avuç bıraktı. Asi bir kız oldu bir süre sonra. Yine gözbebeğimdi benim. Komiserim ne dediyse yaptım. Son bir aydır yan ölmeden önce iyice sessizleşti. Sinir hallerini özledik resmen anne bana. Dedik yeter ki sesi çıksın. Tek kelime etmez oluyor, eve gelip kendini odaya kapatıyordu.

Eskiden çok içerdim. Şimdi o kadar içemiyorum. Ama muhabbetine işte bazen hanıma çilingir sofrası kurdururdum. Başak da çok severdi, o güzel sesiyle bir Müzeyyen Senar patlatırdı nasıl gurur duyardım onunla. En çok neye içerdik başkomiserim biliyor musun? "İnsanı vicdanı rahatsızlığa sürükleyecek davranışların keşfedilemeyeceği bir duvar ve saati şerefine..." Bir bir soru sordu bana: "Baba uzay-zaman rakı masasında mı yoksa yüksek dozda alınmış farkındalıkla mı bükülür?"

Kaldım öyle bir şey diyemedim. Sonra devam etti;

"Şu gece kelebeği yıldız ister, geceyse gündüzü. Aşktan korkuyorum baba. Bu ne demek biliyor musun? Hayattan korkmak demek, ve hayattan korkan insan, hemen hemen ölmüş demektir."

Ona, ölen de yaşayan da kendine sorsun ister aslında. Elini yüreğine koy de ki;

"Ey kalbim
Nasıl mısın
Bildiğim atışındır
Sekmez öpüşün
Mayın olmuş alyuvarların
Söyle canın neye sıkkın?"

Sadece acı acı gülümsedi bana ve bu onu son görüşüm oldu. İnsan evladının son anını böyle hatırlar mı hiç? Zar zor hani 'kötü değilim iyiyim böyle' der gibi o babaya belli etmemek için yüzün aldığı teselli şekli. Aşık benim meleğim. Bunlar ne zaman büyüyor da aşkı öğreniyorlar anlamıyorum. Her bir adımından haberdar olan ben, annesi nasıl gözümüzden kaçmıştı. Ya biz aşkı unuttuk ya da bizim devirler bu dönemin aşktan anladığı çok başka. Yeni çıkan şu telefonları kurcalamaya benzemiyor. 

- Sen bu çocuğu tanımıyorsun ama değil mi? Hiç görmedin yani

- Yok komiserim hiç görmedim. Kızımın arkadaşlarına karşı gayet anlayışız biz. Erkek arkadaşları eve gelip gidebilirler. Hatta bilakis memnun kalırız. Biz yanında değilken en azından gözümüz arkada kalmaz. Ama Başak hiç erkek arkadaşını bize getirmezdi. Meğer bu çocuk onun arkadaş grubundan imiş.Başak'a iki kişi aşık olmuş o gruptan. Gönül bu, bir kişiye kayıyor. Sonra araları açılmış. Başakla o sevgilisi olacak hayta tek takılmaya başlamışlar. Hamile kalmış Başak ısrarla doğurmak isteyince çocuk "Beni bulaştırma" demiş.

- Sen bunları nereden biliyorsun?

- Arkadaşı Didem anlattı, okuldan o da.

- Hani grup dağılmıştı.

- Birisiyle telefondan görüşmüş sonradan. Fazla değil ama sadece mesajlaşma. Başak hamile kalınca korkmuş, arkadaşını aramış.

- Sonra? 

- Sonrası malum. Düşük yaptı bir sabah evde. Hastaneye yetiştirene kadar öldü yavrum.

- Cinayet bunun neresinde?

- Aklımda onu öldürmek yoktu. Olan olmuş artık, o iti öldürsem ne olacak öldürmesem ne olacak? Kızım geri gelecek mi? Ama işte bazen öyle olmuyor. Cenaze evinde herkes fısır fısır. Kulağımı mı kessem dedim, kızımın ölüsüne saygımı yitirip cenaze ziyareti diye olayı anlamaya çalışan, sürekli konuşan o insan müsvettelerinin dilini mi kessem derken nasıl dışarı attım kendimi bilmiyorum. Bir sigara yaktım. Bir an bir üşüme geldi komiserim. Donuyorum, halbuki Haziran ayındayız. Dedim, kızım üşüyor. Kafamı kaldırdım onu öldüren adam tam karşımda. Diyor ki, "Affet."

Şu evlatları fail-i meçhule kurban giden anne babalar var ya, bizim devlet adamları olayı çözmek yerine taziye ziyareti yaparlar. Böyle dalga geçer gibi. Böyle bir kaldım, "Dalga mı geçiyon lan benimle" dedim. Sonra nasıl oldu nasıl ettim hiç hatırlamıyorum. 

Kafasını kaldırıma vura vura öldürmüşüm.Kendime geldiğimde kanlar öyle her tarafa saçılmıştı ki, ağzım onun kanıyla doluydu. Şimdi ben sana ne diyeyim? Pişmanım desem kendimde değildim ki. Yine olsa yine mi yapardım dersen aynı şartlar olacaksa o kafayla yine yapardım herhalde.

Affet dedi ya affet...Bazen hayat affetmeden geçmez ama bu değil. Böyle değil, öyle değildi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder