11 Mayıs 2015 Pazartesi

Eşikleriniz Diyorum

Kitap okurken arkada çalan müziği düşündüm dün. Kitaplar ve şarkılar dedim, birbirinden ne farklı. Kitap kediye, müzik köpeğe benziyor. Kitabın kendince bir karakteri var. Kedi gibi aynı, "Boş zamanlarımda kitap okurum" dersen ağzına sıçar vallahi. Kafanın da dolu olmaması lazım, evde gürültü olmayacak. Açtığın her şarkıyı da beğenmez. Bir asaleti var, hep aydınlık olsun her yer ister. Loş da olur ama asla karanlık değil, okutmaz kendini. 

Müzik çok sadık ama. Evinde, dolmuşta nerede olursa olsun dinletir kendini. Seni de yormaz, başkasına kitap okumak başka sesi son ses açmak başka. Mesela kitabı da uzun veya kısa yolculuklarda okuyabilirsiniz. Ancak dolmuşları pek beğenmez, İstanbul trafiğini düşününce metro-metrobüsten de hiç has etmez. Kitabın aksine müzik karanlığı sever. 

Ona hiç fark etmez, sen yeter ki dinlemek iste. İkisinin de ortak yönü ruhuna dokunmalarıdır. Biri ezgilerle diğeri kelimelerle halleder bu işi. İnsan dostu olsa da gecenin bir körü, aramaya çekiniyor milleti. Bir de ne diyeceksin ki? Sır desen olmaz, sır paylaşılmaz. Can sıkıntısı desen kim bilir kaçıncıya anlatışındır, sen sıkılırsın o sıkılır. Hayır bir sonuca bağlansa neyse. O zaman dersin ben kitap okuyayım, müzik dinleyeyim. Bilmediğim bir şey der belki. 

İnsanları sevmekle ilgili bir problemim yok benim. Hiçbir zaman da olmadı. Ama değişikler biraz, kestiremiyorsun nerede ne yapacağını. Tepkileri bile bir acayip, daha çok sürü halinde takılmayı yeğliyorlar. Kaç gündür bir haber gözüme çarpıyor. Uzun süredir "Kadın cinayetleri" başlıklı haberlerle dolu gazeteler. İnsanlar fazla tepkili olunca gazeteler de baktı okunuyor, maşallah Bağcılar'a kadar gidiyorlar. 

Eskiden böyle haberleri Gazete sayfasının en dibinde bulurduk. Köşenin köşesinin kenarından ufacık A.K diye salak saçması, insan haberi vermeye utanır. Ancak benim anlamadığım, insanların "Kadın cinayetleri" derken tam ne anlatmaya çalıştığı. Normalde bu tarz haberler, tecavüz, eşi, babası ya da olmadık biri tarafından kadının öldürülmesi ama ortada muhakkak tecavüz ve taciz olmalı. Çünkü 'kadın' kısmından kasıt bu. Değer Deniz adında bir sanatçı öldürüldü en son. Tabi şimdi ben bu yazıyı yazarken üstüne daha kaç kişi öldürülmüştür kim bilir. 

Önce sevgilisi ya da kocası tarafından öldürüldüğünü sandım. Halbuki hiç alakası yok. Kadın bir hırsız tarafından öldürülmüş. Yani onun yerine evde Ahmet, Mehmet olsaydı bu kadar tepki gösterilmeyecekti. Daha haberi okumadan, bilip bilmeden...Şimdi buna sardık ama dönem dönem değişiyor algılarımız. 

Ben Suriye'yi düşünüyorum mesela. Cumartesi Anneleri, Van'da şu andaki durum ne? Bunun gibi bir sürü şey. Kadınları da düşünüyorum elbette. Ama dile getirilen rahatsızlıklar, söylemler öyle alakasız yerden saçma bir yere bağlanıyor ki. Aynı Gezi parkındaki gibi, şimdi millet gazete okumaya başladı onu da götünden anlıyor. Mesela aynı insan, "Ey Suriyeli kardeşim, git bu ülkeden sen" diyebiliyor. Bu yani bu kadar. "Kardeş" kelimesini nasıl da her lafa malzeme edebiliyorsun gerçekten bravo. 

İyiliğin kişiye göre değişmemesi gerek. Bu düpedüz saçmalık! Ben Suriyelerin ülkeme gelmesine bir şey diyeme. Böyle bir şey deyince insan döner de kendine bir bakar, ülkesine, insanlarına. Bizim başımıza gelseydi, kimse bizi ülkesine kabul etmeseydi, ne olurdu? Senin kardeşin ellerinden kayıp giderken her gün küfrettiğin dünyaya bin bela okumaz mıydın? Cami üstüne cami bırakmadılar ülkede. 

O kadar insanı aldın getirdin, insan o camileri yaptırana kadar onlar yer temin eder. İyilik böyle bir şey mi? Köpeğin önüne at kemiği yesin, bu....Vicdanın rahatlatırken bunu başkalarının hele de çocukların üzerinden oynamak, ne diyeyim yaaa dağlara taşlara. İnsan aç ile aç kalır, eline geleni de o aç olanla paylaşır. Ben eskiden açların halinden anlamak için oruç tutardım. Dinle filan alakası yok, yemeden içmeden olmazdı o işler çünkü. İnsan yaşadığı kıtlığı kendine de yorunca daha bir bilinçleniyor. Kimsa kusura bakmasın da yüreğin o zaman yanıyor.

Bir de sözünü budaktan sakınmayan Akp karşıtlar var. Yani benimle aynı fikri benimseyen ama anladığı bildiğine yetmeyenler. Bu familya, Akp'yi eleştireceğim diye seni beni mundar eder. Mesela okullar tatil olsa, "Evet çünkü amaçları kadınları çalıştırmamak" diyen zekası kıt kadın gazeteci, "Akp'ye oy verenlere emekli maaşı da verilmesin diyen" başka bir salak (gazeteci burada çocuk sevgisinden bir haber olduğunu dile getiriyor aynı zamanda), ya da Reyhanlı, Kobane, Van gibi yerlerde yaşananlardan dolayı orada olmadığı için "O kadar ama o kadar üzgün olan" farklı bir gazeteci daha. 

İnsan Twitter aracılığıyla nasıl hüzünlü olabiliyor, vallahi şaşılası. Hoş gerçi gidenleri de gördük. Sofra selfie'leri mi dersiniz, Vakko çantam olmadan 'asla'cılar mı yoksa Londra gezilerinin arasında dur Soma'ya da gitmeden olmaz diyen mi.

İşte böyle oluyor. İnsanlardan her gün biraz daha uzaklaşıyor, şarkılara kitaplara daha çok sarıyorum. Bir de böyle haftada bir kez bızıklarım. Benim kafa aşk meşk işlerinde gidiyor. Onu da serbest bırakıla bırakıla öğrendik. Mis gibi, kolaycacık vazgeçebiliyorsun. Ya da içinde koyuyorsun bir köşeye, yemiydi suyuydu kalıyor orada. 

Yüreğin olduğunu hatırlamak isteyince ona bakmak iyi geliyor. Yoksa insan ellerinden birileri kayıp gidince zor yani bayağı zor. İçkiye de alıştırmak istemiyorum kendimi. O zaman gündelik hayat ağırlaşıyor. Ne bilim sürdüremiyorum. Ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan demesi rahat tabi, yapılacak çok işim var benim. Ama sessiz olmakta bir sakınca görmüyor. İzlemek iyi, en azından sizin gibi merhamet eşiğim kanalizasyonlarda gezmiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder