- Sabahın köründe gördüğün bir rüya uğruna bizi yollara düşürdün ya pes anne.
- Oğlum o benim. İçime bi kurt düştü, görmezsem uyku girmez gözüme.
- Ne de meraklısın bayramdan bayrama arayan oğluna. Size o kadar baktım, maaşımın yarısını size verdim. Babam felç geçirdi, başında bekledim. Oğlun bir cenaze törenine gelmekle yetindi. Utanmadan "İyi bilirdik" demedi mi o gün orada. Boğazına asılacaktım.
- Nevin sus artık. Şu ağzından çıkan lafların hiç beni üzdüğünü düşünmüyor musun kızım?
- Seni üzdüğümden mi susturuyorsun yoksa oğluna toz kondurmak istememenden mi?
- Tamam kızım tamam. Nasıl istiyorsan öyle yap. Yol uzun, konuş konuşabildiğin kadar.
- Ne gördün rüyanda.
- Bizim köyde arazi var ya hani satışa çıkardık. İşte satmamışız, ev yapmışız oraya. Ağabeyin de gelmiş, sıkılmış İstanbul'dan. Oraların havası iyi gelmiş ona. Gülüyor böyle bana bakıp. Elinde bir şey var, önce seçemiyorum. Sonra bir sürü midye kabuğu olduğunu görüyorum.
"İstanbul'da sarhoş olup olup bunlardan yerdik gecenin bir yarısı" diyor bana. "Hiç atmazdım kabuklarını, yemek tabağı gibi yiyince yıkardım hepsini" diyor. Tablo yapacakmış onlardan. Bir çantanın içerisinden bir sürü boya çıkartıyor. Midyelerden biri elini kesiyor sonra. Biri kırıkmış işte. Alıyor o kırık midyeyi, "Yapamayacağım" deyip boğazını kesiveriyor. Çığlık çığlığa uyandım.
- Bu rüya için mi yollara düştük yani.
- Sordun söyledim yavrum. Rüyalar ne zamandır seçilerek görülür olmuş.
- Geldik zaten neyse kapatalım. Oğlunu sağ salim gör de dönelim.
- Evde az birikmişim vardı. Pek bilmediğimiz yerler buralar. Adresi de yazıyor kağıtta. Taksiye bineriz, götürür bizi.
- Anne emekli maaşından arta kalan birikmişini mi yanına aldın. Şu yaşıma kadar ben böyle kıymet görmedim.
- Hadi hadi uzatma. Taaksiii. Evladım, şu adresi bilir misin? Bizi götürebilir misin?
- Cihangir mi? Kolay teyzem, bilmem mi.
- Hay yaa sen. Sakin sakin götürüver bizi.
Annemin şu haline bak. Nasıl umutlu, gözleri ışıl ışıl. Telefonunu bile açmayan oğlunu ziyarete gidiyoruz. Kapıyı açmazsa çocuk gibi karşımda ağlamasından endişe ediyorum. Neden böyle sakin sakin düşünüp iş konuşmaya gelince fevri davranıyorum bilmiyorum. Adresini bile kargo göndereceğimiz zaman zoraki veren bir ağabeyim var. Bizi yok sayan, özlemeyi geçtim bir kere merak edip aramayan aynı kanı taşıdığım bir kardeş.
- Geldik teyze, bak bu ev.
- Allah razı olsun oğlum. Bak Nevin altında market de var. Bir şeyler alalım, yemek yaparım. Böyle birkaç tencere. Dolaba koyar, onu iki hafta götürür. Belki pazar da vardır. Konservelik bir şeyler yaparız. Sürekli gelemiyoruz malum. Sağlıklı beslensin çocuk.
- Tamam anne tamam. Bir içeri girelim de.
- Ne bakıyorsun, al hadi kapıyı.
- Allah Allah evde yok galiba. Dur alt kata basalım, komşusu filan biliyordur.
- Merhaba. Biz Yusuf'un ailesiyiz. Bu annem, ben de kardeşiyim. Kapı açılmadı da bilginiz var mı acaba?
- Sizin haberiniz yok sanırım. Yusuf iki haftadır yoğun bakımda.
- Nasıl? Ne olmuş?
- Benim de pek bir bilgim yok. Ben size tarif edeyim hastaneyi, oradan daha sağlıklı bilgi edinirsiniz.
Hastane
- Yusuf oğlum, buraya getirmişsiniz. Nesi var?
- Ben doktoruna yönlendireyim Buyrun.
- Merhaba doktor bey. Oğlum buradaymış. Ben bilemedim. Ne zaman ne olmuş anlamadım.
- Oğlunuzu ne zamandır görmüyorsunuz?
- Şey oldu bi 5-6 yıl.
- Anlıyorum. Oturun lütfen, biz de size ulaşmaya çalışıyorduk. Oğlunuz 15 gün önce darp edilmiş bir şekilde buraya getirilmişti. Sabaha karşı getirdiler. Yani bunu nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Oğlunuz aslında bir seks işçisi. Trans mı desem ne desem bilemedim.
Hayatını vücudunu satarak kazanıyor. Hem darp edilmiş hem de tecavüze uğramış. Bir arabadan atmışlar hastanemizin önüne. Kamera kayıtları incelendi. Otomobilin plakası da alındı. Sürecin ceza kısmını biz bilemeyiz elbette. Ancak oğlunuz iki saat önce vefat etti.
- Siz ne diyorsunuz. Ne dediğinizin farkında mısınız? Ne kadar böyle kolay kolay anlatıyorsunuz. Ben anlamadım hiç. Hiç anlamadım dediklerinizden bir şey. Yok anlamadım, anlayamıyorum. Oy dizlerim, ah yüreğim, vah vah Yusufum...
Annem iki ay boyunca "Dizlerim" diye diye ağladı. Çok dayanamadı, öldü zaten. Bazen habersiz evden çıkıyordu. Kaç defa karakola kayıp diye gitmiştim. Sonra onlar da önemsemediler, annemi aramamaya başladılar. Ben nasıl dayanıyorum bilmiyorum. Bilip bilmeden büyüttüğüm nefretim sabır gücü vermişti sanki.
O kadar çok 'sanki' diyordum ki, ağabeyimle olan her paylaşımımız sanki'den başka bir şey değildi çünkü. Anılarım hatırlamak için fazla geride kalıyordu. Aynı evin içinde büyümüşüz gibi kapı açılacak da o gelecekmiş gibi hissediyorum arada. Burnuma mis gibi kuru fasulye kokusu geliyor. Ağabeyimin etli benim de sade fasulye sevdiğimi düşünüyorum.
Hiç bilemedim ama onu hatırlamak adın aradaki boşlukları hayalgücümle doldurmam gerekiyordu. Bu bana inanılmaz bir direnç sağlıyordu. Sonra etli kurufasulye oluyor sofrada ve ben anneme "Aslan oğlundan başkasını düşünme zaten" diye kızıyorum. Araya fesatlığımı koyarak biraz gerçekçilik, 'aslan' sıfatını koyarak cinsiyetinden memnun bir ağabey yaratıyorum. Tecavüz dedi ya, dedi yani duydum.Tecavüz dedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder