İnsan 17 yaşında olunca büyüklerine kendini dinletemiyor. Ben de ifade yoksunu olabilirim ama kimsenin beni dinleme konusunda en ufak bir çabasına şahit olmadım. Ailemden bahsediyorum. Ne zaman onlara bir şey anlatmaya kalkışsam iki cümleden sonra annemin "Bak Önder, İnci yine aidat parasını getirmemiş" diye babama çıkışması olası hareketler konusunda hayatımın büyük bir kısmını kaplıyor.
Musluğun vanası da bu klişelerden bir diğeri. Ne dedilerse yaptım, birçok şeyi onlar istedi diye yaptım. Çoğu anne babanın göremeyeceği şahane bir not ortalaması getirdim onlara. Yine de istediğim tatili bu yaz da gerçekleştiremedim. Star Wars yeni bitirmiştim üstelik. Dersten arta kalan zamanımda onu izliyordum. ""Deneme. Yap ya da yapma. Deneme diye bir şey yok" diyordu.
Her şeye rağmen yapmak istediklerimi yapmalı mıydım? Bir şeyler izleyip okumak insana güzel şeyler katıyor da. Uygulamaya dökemediğini görünce gerçek hayatı anlamak, insanı biraz olgunlaştırıyor aslında. Çocukluğumdan beri ne öğrendiysem didikleye didikleye gerçekleştirdim.
Bu yüzden dişlerim çürür diye alınmayan ikinci çikolataya ağlamadım. Ama şimdi ağlayasım var hem de hüngür hüngür. Böyle içimi çeke çeke. Ne yapayım yani, istemiyorum teyzemlerle tatile çıkmak. Her yıl ortaklaşa kiralanan yazlık evlerinizden bıktım. Kuzenlerimden de bıktım.
Her yaz tüm senenin erkek arkadaşlarını anlatmasından daral geldi bana. Bir sürü isim, hiçbirini tanımıyorum. O kadar konuşuyorlar ki, kitap da okutmuyorlar. Geçen yıl 3 ay kaldık. Biliyor musunuz hiç kitap okumadım koskoca yaz.
Neden? Çünkü Aslı'nın sevgilisi en yakın arkadaşıyla onu aldatmıştı ve ben ona destek olmam gerekiyordu. Teyzemin, "Aman kızım yanından ayrılma sakın. Yalnız bırakma onu. Vallahi korkuyorum kendine bir şey yapacak diye." laflarıyla kendimi mecbur hissetmiştim bayağı. Yine çok direnmeme rağmen olmadı işte. Gittik Ayvalık'ın incisi Sarımsaklı'ya. Ne büyük marifet!
18 olayım bir Var ya...Umurumda olmaz, evden bile kaçarım. Ne güzel Fes'e gidecektim ben. Mavi bir kasaba var orada 'Chefchaouen.' Bir sürü fotoğraf çekecektim. Fotoğraf makinem de vardı ki hem. Para biriktirdim aylarca onun için. Fotoğrafçılık kulüplerine katılıp kendimi geliştirdim.
Gezerken "Bliss - Dunia" dinleyecektim. Ayaklarıma kara mı kırmızı mı artık ne renk su inerse çıkarsa önemsemeden yürüyerek gezilmedik hiçbiri bırakmayacaktım. Ben böyle düşünürken Sarımsaklı'ya gelmiştik bile. Kuzenim daha yere ayak basar basmaz "Seninle konuşmamız lazım" dedi. Eee bravo, gerçekten ben de tam bunu aklımdan geçiriyordum.
Ayvalık eskiden daha güzeldi. Daha çekilesiydi en azından. Bu beşinci gelişim olunca analiz etmek zor olmuyor. Saça sapan müzikler duyuyorum her yerden. Sesleri o kadar yüksek ki, kulaklık hak getire. Ben de dinliyormuş gibi yapmayı denedim. Yoksa bu tatil bana ızdıraptan başka bir şey vermeyecekti. Daha bir saat olmadan annemle teyzem birbirine girdiler.
Teyzemin 3 yaşında bir oğlu daha vardı. Benim de 5 yaşında kız kardeşim olunca yaramazlık hak getire. Kardeşim çelme takmış da teyzem kızmış da oğlu bir şey yapmamış da anneme ne oluyormuş da. Böyle gidiyor işte. Hemen dışarı attım kendimi. Yemek filan da istemiyorum. Aldım fotoğraf makinemi. Tam da gün batımı istesem böyle olmaz.
Dolaşmaya başladım. Artislik yapıp evden çıktım ama bak şimdi karnım acıktı. Mecbur alacaktım cüzdanım. Dönerken bir ses duydum. Çok ses duyuyorum ama cümle güzeldi; "Hem akşamın olduğu vakit bekle diyorsun hem de gelmiyorsun." Ne güzeldi, okuduğum kitapların karakterlerinden ikisi geçmiş ağacın arkasın konuşuyorlardı. Çok ayıp biliyorum ama dinlemek istedim. Ne oluyordu merak ediyorum. Kimdi bunlar? Sevgili? Karı koca? Arkadaş?
- Biliyorsun ha deyince evden çıkamıyorum
- Bu daha ne kadar sürecek böyle? Her görüşmemizde bu sefer konuşacağım diye gidiyorsun. Değişen bir şey göremiyorum. Hayatım boyunca seni bekleyemem ben
- vaziyetimiz pek hoş değil. Hem başka bir kadın için onu terk edeceğimi hem de uğruna terk ettiğim kişinin de en yakın hatta tek arkadaşı olduğunu öğrenecek. Gerçekten kolay değil, anlamıyorsun
Vay be benim kuzenin olayı gibi. Aslında biraz üzgün olmam lazım. Ama o kadar yabancısı olduğum bir gerçek vardı ki karşımda, izlemekten, heyecanla beklemekten kendimi alamıyordum. Bir kadın geldi. Eşiydi galiba. Zaten çözmem çok zamanımı almadı. Belli ki her şeyin en başından beri farkındaymış. Elindeki bıçakla saplayıverdi ikisine de defalarca.
"Siz arkadan iş çevirirseniz ben de arkadan işimi görür, intikamımı alırım" dedi herhalde. Tabi gerçekten kimin canı yandı onu kimse bilemez. Eve koştu hemen, yüzümü yıkadım olmadı, soğuk suyun altına girdim yine olmadı. Uyumayı denedim (böyle anlarda bunu yapmak ahmaklıktan başka bir şey değil) tabi ki işe yaramadı.
Sabaha karşı hamağa uzandım. Sallandım sallandım durdum. Güneş doğuyordu ve benim canım hiç fotoğrafını çekmek istemiyordu. İzledim sadece."Bliss - Dunia" açtım yine. İnsan ne garip, hem eşini incitmek istemiyor hem de terk etmek istiyor. Aynı anda! Zihin çıldırır, hiçlik çöker, baskısına dayanamazsın.
Ya eşi? O eller şahane yemekler yaparken birden nereden çıktı da kan görür oldu. Eller de öyle bak. Biri buluş yapıyor, öbürü piyano çalıyor, birine de cinayet işlemek düşüyor. Ya ben Fes'e gitmek istemiştim. Fil kadar hem de. Chefchaouen maviliğinde kaybolasım vardı, olmadı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder