10 Aralık 2012 Pazartesi
Mutluluk değilmiş o, keyif imiş..
Bir gün bir şekilde bitiyor. Nedir ki 24 saat! Günü kârlı geçirmek için; 1- gülümse, 2- mutlaka cebine koyacağın güzel bir cümle kur ya da duy. Bugün pek gülümsediğim söylenemez. Ama yer yer tebessüm göz bebeklerimde. Bir derginin belgesel tanıtımında okudum. Metinde 77 yaşındaki bir işçinin mutluluğu tarif edişini anlatıyor. "77 yaşındayım, hâlâ mutluluk dedikleri şeyi anlamadım. Ama keyif nedir bilirim". Ah dedim, ne aptalmışım ben. 'Mutsuzum' dediğim zamanlarıma kızdım. Tabi ya.. 'Keyif'. Evet hayatı çekilir kılan şeyin tam olarak adı, keyifti. Bunun diğer adı küçük mutluluklar da olabilir (kişisine göre). Kendi adıma konuşmak gerekirse, benim keyifli anlarım, hoş sohbetten geçer. Hoş sohbet, biraz samimiyet, yanında da bir fincan kahve. Ama bir sorunu var, bu keyiflerin. Zaman!. Bu kavramla aramda inişli çıkışlı bir ilişki hâkim. Ne zaman bir işi (bak yine zaman dedim, her lafın içine girmese olmaz) yetiştirmeye kalksam, kendisi benden hızlı oluveriyor. Keyifli anlarımda hele hiç affı yok. Zamanın nasıl geçtiğini genelde anlamazsınız öyle anlarda. Neyse ki gece ile gündüz farkı var da, "aaa ne çabuk akşam olmuş" diyerek, bir sigara daha içip kalkıyoruz masadan. Yapacak bir şey de yok. Olsa keşke. Zamanı yenen insan evladı daha çıkmadı henüz. Ama belli yaştan sonra alışmış olmak lazım. Nasıl yaşadığınız yerde trafiğe, yağmura, sıcağı alışıyorsanız, insan olmanın gereği olarak zamanın yenilmezliğine de alışmak zorundasınız. İnsan eninde sonunda her şeye alırmış. Daha alışamayanlar için, zamanlar diyorum. Yani zamanla zamanın yenilmezliğine alışırsınız. 77 yaşındaki amcanın dediği gibi, biz keyfimize bakalım. Artık uğurlama cümlem: Keyifli günler..:)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder