4 Kasım 2012 Pazar

Vicdan Azabı

Yine mi sıkıldım ben. Dur biraz yazayım da rahatlayayım. Konuşmak da güzel de bazen insan ondan da yoruluyor. Ama ilk defa yazı yazmadan önce aklımda konu olmasına rağmen kendime şunu dedim: 5 yıl sonra bu yazılarıma çok gülecek miyim? Neyse konuyu dağıtmaya gerek yok. Aklım bu sefer de 'vicdan azabı' na takıldı. Düşünce özgürlüğünün kısıtlanması cümlesi kadar saçma geliyor bana. Düşünce değildir o ifadedir. Vicdan azabı değildir o kendini rahatlatmaktır. Vicdanı olan insan, azab çekmez.
Bir insan vicdan azabı neden çeker? İçinde mutlaka tatsız bir durum vardır değil mi? Bu tatsız durum, kendine değil başkasına zarar verir. Eee canım benim o zaman neredeydi senin vicdanın diye sormazlar mı adama.
Dürüst olmak gerekirse kimse kimseyi düşünmüyor bu hayatta. Yaptığımız hataların yarattığı iç huzursuzluğu, birileri tamir etsin istiyoruz hepsi bu. Affedilmeye ihtiyacımız var çünkü. "Olur mu öyle şey, üzme sen kendini"..Tamam o zaman ohh bunu da atlattık demek istiyoruz. Bu bazen iç hesaplaşmalardan bazen de inançtan kaynaklı  hayıflanmalar oluyor. İnançtan kaynaklı diyorum. Çünkü 'ah' almaktan korkuyoruz. Hatta başımıza ne gelirse hep eskiden kimi kırdım diye düşünüp, hırpalanıyoruz. Hani sanki hayatımızda bir hata yapmışız gibi. Oysa hala üzmeye, kırmaya, yaralamaya devam ediyoruz. Daha çirkin biçimde hem de. Yapılan iyilikler de öyle değil mi artık. İyilik denilen şeyin bir iç sızlama sonucu mu yapıyoruz yoksa cennete gitmek için mi? Hani bana ne ya sen açsan, soğuktan üşümüş ama para kazanmak zorunda kalan küçük çocuk. Herkesi ben mi düşüncem he! Ama al şu parayı bakayım, Allah görmüştür. İnşallah cennete gideceğim amin...Sorgulamadan yapmalı iyiliği, güzelliği .Çıkarsız, hesapsız olan her şey beyaz. Cenneti değil o çocuğu düşün sen. Tebessüm yarattın mı suratında o miniğin? Kalbin ferahladı mı? O zaman bırak gerisini be amcaaaa

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder