27 Kasım 2012 Salı

Kitabı sevince böyle oldu


Erkam Tufan Aytav’dan ‘Türkiye’de öteki Olmak’
Aytav,  Yahudi olmaktan Ermeni olmaya, Kürt olmaktan Çingene olmaya kadar farklı konuları farklı söyleşilerle ‘öteki’ kavramı başlığındaki eserini, demokratikleşme süreci kapsamında ele aldı

Erkam Tufan Aytav'ın kaleme aldığı Türkiye'de 'öteki' kavramının anlam ve önemini anlatan "Demokratikleşme Sürecinde Türkiye'de Öteki Olmak" adlı kitap raflarda yerini aldı. Sekiz bölümden oluşan kitap, her bölümde farklı söyleşilere yer vererek bizzat 'öteki' kavramını yaşayanların ağızlarından anlatıyor.
Toplam 223 sayfa olan kitapta sırasıyla Yahudi, Rum, başörtülü, Ermeni, Süryani, Kürt, Alevi ve Çingene olmanın Türkiye şartlarındaki yeri, medyanın bu konudaki tutumu ve 'öteki' kavramına maruz kalanların yaşadığı zorlukları işliyor. Kitap, okuyucuyu "ötekinin" yerine koyarak, çift taraflı bir bakış açısının yaratılmasına imkân sağlıyor.

İşte kitaba konuk olan söyleşiler:

Türkiye'de Yahudi olmak: Mario Levi ile Söyleşi
1957 doğumlu olan Levi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Çeşitli yazı ve eserleriyle tanınan Levi, halen Yeditepe Üniversitesi'nde ders vermeye devam etmektedir.
Kitaptan bir kesit:

'’Hiç bir farkımız yok aslında' cümlesinin kurulması bir ayırımcılıktır'

Aytav: Direkt Yahudi'yim ben derseniz ne olur?
Levi: Yahudi'yim ben de diyorum bazen. O zaman "öyle mi a peki" filan diyorlar ama bu herkes için geçerli değil. Çok sık karşılaştığım için farklı tavırlarla da karşılaşıyorum. Buraya geleceğim, tamam yani Türk'üm ama aslında tam Türk değilim birçok kişinin gözünde 'farklı adamcağız' şeklinde yaklaşılıyor. Şimdi böyle olunca tam Türk olarak hissedemiyorsunuz kendinizi. Çünkü bir yerde duruluyorsunuz.
Aytav:  Nerelerde hissediyorsunuz bunu?
Levi:  Aslında bunu hissetmek istemiyorsunuz ama o konuda birileri bir el dur diyor. Dur diyen bir el var. Aksini yaşatan da çok kişi var benim hayatımda. Yani hiç bir farkımız yok diyen de var. 'Ama hiç bir farkımız yok aslında' cümlesinin kurulması bile bir ayrımcılıktır. Örneğin size hiç kimse bunu söylemez.

Türkiye'de Rum olmak:  Yorgo Stefanopulos İle Söyleşi

1944 doğumlu olan Stefanopulos, Lisans derecesini Robert Kolej Mühendislik Yüksek Okulu Elektrik Mühendisliği bölümünden, Yüksek Lisans ve Doktora derecesini Massachussetts Institute of Technology'den aldıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünde öğretim üyesi olmuş, 1988 yılında profesör ünvanını almıştır. Çok sayıda bilimsel makalesi SCI tarafından taranan uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmıştır. 1 Nisan 2005 tarihinden itibaren Işık Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı olarak atanmış bulunmaktadır.
Kitaptan bir kesit:

'Sırf öteki olduğu, dini farklı görüldüğü için'

Aytav: Bugünün Türkiye'si açısından baktığınızda, bugün itibariyle kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Bir Rum olarak, Rum cemaat lideri olarak. Yani Rum cemaati bugün Türkiye'de huzursuz mu?
Stefanopulos:  Gelecek görmüyorum.
Aytav: Gelecek görmüyorum derken ekonomik ve mesleki anlamda mı?
Stefanopulos: Her alanda sosyal, ekonomik, ilerleme, huzurlu bir yaşam yaşama. Sürekli darbe yemiş bir azınlık. Sırf öteki olduğu, dini farklı gördüğü için. Bakın 55'ten hemen sonra kimse göç etmemiştir. 64'ten sonra başladı o göçler. 55'te yaralar sarılmış, tahrip edilen dükkânlar tekrar açılmıştı, kimse kaçamadı o dönem. Ama peşinden Yunanlılar kovuldu, ardından aileleri gitti. Sırf aileleri değil. Bakın bugün Almanya'da bir Türk vatandaşımız bir işyeri açtığında tercihen Türkçe konuşan işçileri almaz mı işyerine? En azından ortak dil olsun diye. O Yunanlılar da Rumları almışlar işe, Rumca konuştukları için. O işyeri kapanınca bu adam ne yapacak? Ülkeyi terk etti gitti. İşimi kaybettim, bu yaştan sonra ben nerede çalışırım diye, çoluğunu çocuğunu alıp, hiç olmazsa çocuklarımın gelecekleri başka yerlerde kurulsun diye.

Türkiye'de Başörtülü Olmak: Hilal Kaplan ile Söyleşi
1982 doğumlu olan Kaplan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünde "Türkiye'nin Ölmeyen Babası Üzerine: Atatürkçü Gençliğin İmkansız Yası" adlı yüksek lisans tezini tamamlayan Kaplan, "Söz konusu özgürlükse hiçbir şey teferruat değildir" bildirisinin ve 2008 yılında aynı bildiriden yola çıkılarak hazırlanmış "Henüz özgür olamadık" kitabının yazarlarından biridir. Yeni Şafak, Star gazetesi ve Birikim dergisi gibi değişik mecralarda yayınlanmış yazıları da mevcut. Halen Taraf Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaktadır.
Kitaptan bir kesit:

'Birebir yaşadığım taciz vakası da oldu mesela'

Aytav: Kendinizi başörtülü olduğunuz için toplum içerisinde hiç 'öteki' hissettiniz mi? Üniversite yaşamı açısından bunu hissettiğini biliyoruz. Bunu üniversite dışında devletle olan ilişkilerinizde veya toplumla olan ilişkilerinizde de yaşadınız mı?
Kaplan: Yaşadım yani, birebir yaşadığım taciz vakası da oldu mesela. Bir örnek vereyim isterseniz. Geçen sene Boğaziçi'nde yasak karşıtı bir eylem yapacaktık. O eylem sabahı evden çıktım, minibüse bindim, minibüste 70 küsur yaşlarında bir amca ısrarla bana sataşmaya çalıştı. Ben de olabildiğince izin vermemeye çalıştım; sonuçta yaşlı da bir insan. "Ya amcacığım neden böyle diyorsun?" dedim. "Nereden amcan oluyorum ben senin" dedi. En sonunda da minibüsten inerken "Sen önce o başını aç da konuş" gibi bir söylemle karşılık verdi. E tabi bu yıpratıcı bir şey; her zaman bunun gibi bariz tacizlerle karşılaşmasam da. Bakıştır, set bir davranıştır, bu tür şeylerle karşılaşıyoruz. Yani toplumda da bu yasağın bu yasağın bir karşılığı var illaki.

Türkiye'de Ermeni Olmak: Arus Yumul İle Söyleşi

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü'nden mezun olan Yumul, doktora derecesini Oxford Üniversitesi, Sosyoloji bölümünden aldı. 1996 yılından bu yana İstanbul Bilgi Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü'nde öğretim üyeliği yapan Yumul'un etnik kimlik, beden ve gündelik hayat üzerine makaleleri bulunmaktadır.
Kitaptan bir kesit:

'Ermenilerin çoğunluğu içine kapanmayı seçti'

Aytav: Türkiye Ermenileri, kendilerini aidiyet açısından, kimlik açısından nasıl hissediyorlar?
Yumul: Kimlikler toplumda diyalektik bir ilişki içinde oluşur. Sizi dışlayan bir toplumla karşı karşıya kaldığınızda önünüzde iki yol vardır. Ya kimliğinizi tamamen reddedersiniz, kaçmaya çalışırsınız ya da içinize kapanırsınız. Türkiye'de yaşayan Ermenilerin çok büyük bir çoğunluğu kimliklerini reddetmek yerine içine kapanarak, görünmez gettolarının göreceli güvenli alanına çekilerek yaşadılar. Buna ben de dahilim. Uzun bir dönem kimliklerini kamusal alana taşımadan yaşamayı tercih ettiler. Bu yükü çekmek istemeyen, bu ağırlığı omuzlarında taşımak istemeyen, küçük bir bölüm de kimliklerini reddetme, cemaatten kaçma, cemaatle ilişkilerini asgariye indirme yolunu seçtiler. Bu bilinçli bir seçimdi.

Türkiye'de Süryani Olmak: Zeki Basatemir İle Söyleşi

1952 yılında Diyarbakır'da doğan Basatemir, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler, İşletme bölümü mezunu. Evli ve iki çocuk babası olan Basatemir, dış ticaretle uğraşmakta ayrıca İstanbul Süryani Katolik Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı.
Kitaptan bir kesit:

'Müslüman ya da Hıristiyan olmak neden farklı algılanıyor?'

Aytav: Toplumda Süryaniler nasıl algılanıyor, toplumla olan ilişkilerinizde bir problem var mı?
Basatemir: Diğer azınlıkta olanlarla, Ermeni, Rum, Yahudi vatandaşlarımızla sık sık bir araya geliyorum. Onlarla benim aramdaki farkı kıyaslarsak, Süryanilerin toplumdaki durumları onlardan daha iyidir diyebilirim. Onlara bakış açısıyla Süryanilere bakış açısı toplumun daha farklı. Yani bize, Süryanilere, toplumun biraz daha yakın baktığını söyleyebilirim. Çünkü o insanları tanıdığım için, o insanlara olan bakış açısı ile..Çünkü benim çok Müslüman çok da diğer dinlerden arkadaşlarım var.
İki taraf ile de devamlı teşriki mesaide olduğunuz zaman biz kendimizi biraz daha ortada görüyoruz. Müslüman'a yakın Ermeni Rum'a da yakınız. Arada görünce bizi biraz daha kendilerine yakın hissediyor bu toplumun aşırı kesimleri. Diğer kesimlerle zaten gayet iyi ilişkilerimiz var. Ama biraz önce bahsettiğimiz toplumun bazı kesimleriyle Hıristiyan olduğumuzdan dolayı bir itilmişlik oluyor. Adam mesela konuşuyor sizinle Süryani deyince pek bir şey demiyor. Ama Hıristiyan deyince sanki birden bire değişiyor. Süryani'yi tam Hıristiyan bilemiyor. Ama öğrenince birden bire değişiyor. Yani Hıristiyan olmanın... Müslüman ya da Hıristiyan olmak neden farklı algılanıyor? Biz de Tanrı'ya inanıyoruz. İbrahim'in çocuklarıyız. Bir'iz. Bunu hiç anlayamadım. Çocuklarıma da anlatamıyorum. Bunun nedenini anlayamıyoruz.  Maalesef yani oluyor. Bize karşı da az da olsa toplumun tavırları oluyor. Ama hiç olmaması gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye'de Kürt Olmak: Altan Tan İle Söyleşi

1958 doğumlu Tan, Ankara Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi İnşaat Fakültesi'nden mezun oldu. Girişim, Yeni Zemin, Sözleşme Dergileri ile Zaman, Yeni Şafak, Demokrasi ve Taraf gazeteleri başta olmak üzere birçok dergi ve gazetede yazı ve röportajları yayınlandı. Kürtçe, Arapça ve İngilizce bilmektedir. Evli ve altı çocuk babasıdır.
Kitaptan bir kesit:

'Ben Kürdüm dediğiniz vakit bir yere gelemezsiniz'

Aytav: Türkiye'de Kürtlere özgü bir zulüm söz konusu mu? Dil dediniz ama dil Boşnakçada da eğitim yapabiliriz, epeyce bir Arnavut var onlar da aynı şekilde. Bu Kürtlere özgü bir mahrumiyet mi yani?
Tan: Hukuku ikiye ayırmak lazım. Yani bu sorduğunuz soruyla alakalı olarak. Bir, vatandaşlık hukuku. İki, etnik kimlik hukuku. Şimdi vatandaşlık hukuku nedir? Seyahat hukuku, işte nüfus cüzdanı alama özgürlüğü, ticaret yapma özgürlüğü, mülkiyet edinme özgürlüğü. Bugün Türkiye'de, Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar çok az istisnalar hariç, yani sen Kürtsün sen İstanbul'da mülk edinemezsin, yani sen Arnavutsun seyahat edemezsin veya sen Çerkezsin seni okula alamam sen okuyamazsın tarzı, vatandaşlık hukuku konusunda ciddi bir rahatsızlık yoktur. Türkiye Cumhuriyeti'nde vatandaşlık hukuku açısından hiç kimse dilinden, dininden, mezhebinden ötürü bu haklarından mahrum edilmemiştir. Türkiye'de vatandaşlık hukukunda vatandaşlar bazı lokal uygulamalar hariç genelde eşittir. Bir makama gelmede eşit değildir.
Aytav: Nasıl yani?
Tan: İşte ben de oraya geleceğim. Yani ikinci kısımdaki hukuk. Vatandaşlık hukukunda sorun yok ama kimlik hukukuna geldiğinizde yani ben Alevi’yim, ben Alevi kimliğimle yaşamak istiyorum dediğinizde bir yerlere gelemezsiniz. Ben Kürdüm, Kürt dilini konuşurum, konuşulmalı, Kürt diye bir halk var dediğiniz vakit bir yerlere gelemezsiniz. Ben dindarım, ben Müslüman'ım benim hanımım başını örter, kamusal alanda da bulunur dediğiniz zaman bir yerlere gelemezsiniz. Ben Ermeni’yim dediğiniz zaman da böyle. Nerelere gelemezsiniz? Ya işte Cumhurbaşkanı mı olamadınız, başbakan mı olamadınız? Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin, hiç uzağa gitmeyelim, Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Meclis Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, dördünün de eşlerinin başları kapalı. Başörtülü. Bu dört kişi de hanımlarını alıp bir orduevinden içeri girmeye çalışsın. Ben bir şeyi tahrik etmek için kışkırtmak için söylemiyorum ama vakayı da söylemediğiniz vakit içinde kalıyor dert oluyor.

Türkiye'de Alevi Olmak: Reha Çamuroğlu İle Söyleşi
1958 doğumlu Çamurlu, Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. Büyük Larousse ve Ana Britannica ansiklopedilerinde tarih yazarlığı ve redaktörlük, Cem ve Nefes dergilerinin ise yazı işleri müdürlüklerini yaptı. 12 Telif ve 2 tercüme eseri yayımlandı. TYB tarafından "2001'in En İyi Roman Ödülü"ne layık görüldü. Aynı yıl "Hacı Bektaş Barış ve Dostluk Ödülü"nü aldı.
Kitaptan bir kesit:

Alevilikten ziyade Sünni problemi var

Aytav: Ahmet Altan Türkiye'de Kürt probleminden ziyade Türk problemi var demişti, siz de Alevilikten ziyade Sünni problemi mi var diyorsunuz?
Çamuroğlu: Tabi tabi bu gayet normal oluyor o zaman. Sünni olursa normal. Alevi olursa vay Alevi örgütlenmesi! Şimdi siz Alevi olsanız bu durumda ne düşünürsünüz? Demokrasinin iyi bir şey olduğunu düşünür müsünüz? Çok basit bir soru yani demokrasi sizin çocuklarınızın iş bulmaması anlamına gelecekse hayat boyu çünkü siz nüfus olarak azınlıktasınız... Sünni oylarını birleştiren bir partinin iktidar olması durumunda, siz doğup ölürsünüz ama size ayrımcılık yapmayan bir iktidar göremezsiniz.

Türkiye'de Çingene Olmak: Aydın Elbasan İle Söyleşi
1976 doğumlu olan Elbasan, Kırklareli Meslek Yüksek Okulu'nu bitirdi, ardından Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü'nde okudu. Ve bu üniversitesinin Eğitim bölümünde yüksek lisans yaptı. Çeşitli okullarda halk oyunları öğretmenliği yaptı. Halen Piri Reis Üniversitesi'nde halk dansları hocalığı yapmakta; aynı zamanda dans dersleri vermekte. Ayrıca İstanbul Roman Derneği ile Roman Kültür ve Geliştirme ve Dayanışma Derneği'nin de başkanıdır.
Kitaptan bir kesit:

'Romanlar, iyi ifade edilmiyor'

Aytav: Aydın Bey konu Çingene veya Roman olunca aklıma hemen Cennet Mahallesi televizyon dizisi geliyor, bu ve buna benzer filmler hoşunuza gidiyor mu?
Elbasan: Yok, benim kesinlikle gitmiyor.
Aytav:  Neden?
Elbasan: Tamamen Romanları çok iyi ifade ettiğini düşünmüyorum çünkü. Orada öyle bir profil yaratılıyor ki insanları sadece yerler, içerler, gezerler, tozarlar.. Onun haricinde sanki başka bir yaşantıları yokmuş, saf bir mutlu azınlık gibi yani. Romanlar da ciddi ciddi bundan dolayı rahatsızlar. Sadece maddi anlamda insanlar parasını kazanıyorlar, sonra alıp başlarını gidiyorlar şeklinde tanıtılıyor. Sempozyumlar oluyor, seminerler, konferanslar oluyor; bunları davet ediyorsunuz o ünlü sanatçıları, hiçbirine gelmiyorlar. Orada sadece Romanların eğitim sorunu olduğu zaman kimseyi göremiyorsunuz. Çünkü diğer tarafta para var. Maalesef öyle işte.
Kitap hakkındaki görüşler:
Prof. Dr. Nilüfer Narlı
"Ötekini anlamanın önemini ve insanlığın zengin nitelik çeşitliliğini anlayamamanın nasıl bir sorun olduğunu derinden hissettiren bu kitap, insan hakları kültürünün gelişmesi için önemli bir katkıdır. Kitabı okurken, en anlamlı kimliğin insan olma olduğu bir kere daha yüzümüze bütün gerçekliği ile çarpıyor."
Fehmi Koru
"Türkiye'nin kendisi Batı'dan bakanlar için 'öteki' sayılan bir ülke zaten; bir de onun içinde yaşayan bazıları tarafından 'öteki' hale getirilmenin ne denli ağır bir yük olduğunu düşünebiliriz. Bu ağır yükün altında tutulan bireyler ve kitleler var bugün yurdumuzda, ne yazık ki var. Bu yanlışlığı ortadan kaldırmak ve öteki ile berikinin birbirini anlamasını sağlamak için çaba gösterenlerin ön safhalarında yer alıyor. Erkam Tufan Aytav; bu kitap onun durmak bilmez çabalarının olduğu kadar aynı ulvi yola baş koyanların da bir yol haritası."
Prof.Dr. Mehmet Altan
Erkam Tufan'ın "Demokratikleştirme Sürecinde Türkiye'de Öteki Olmak" başlıklı kitabını elime alır almaz işin ehlinden tasarlanmış bir dünyaya adım attığımı hemen hissettim…Kitabın okuyana gönderdiği bu duygunun temelinde, Erkam Tufan'ın yıllardır içeriye dışarıdan, dışarıya içeriden baktığı gibi, kendini de hep ve sürekli her "ötekinin" yerine koyarak yaşaya gelmesi var..Erkam Tufan'ın ciddi emek harcayan bu çalışması, yoğun acılar yaşayarak geldiğimiz yanlışları ortadan kaldırmaya yönelik etkili bir ilaca dönüşüyor..
Bu kitap, mağdur yaratmayan bir devlet  ile birbirini mağdur etmeyen bir toplumun oluşmasını sağlayacak demokratik bir algının oluşması için ciddi bir katkı sağlıyor..
Künye:
Yayınevi: Mavi Ufuklar
Basım Tarihi: 2011
Sayfa Sayısı: 223














Hiç yorum yok:

Yorum Gönder