Erkam
Tufan Aytav’dan ‘Türkiye’de öteki Olmak’
Aytav, Yahudi olmaktan Ermeni olmaya, Kürt olmaktan Çingene olmaya
kadar farklı konuları farklı söyleşilerle ‘öteki’ kavramı başlığındaki eserini,
demokratikleşme süreci kapsamında ele aldı
Erkam Tufan Aytav'ın
kaleme aldığı Türkiye'de 'öteki' kavramının anlam ve önemini anlatan "Demokratikleşme Sürecinde Türkiye'de Öteki
Olmak" adlı kitap raflarda yerini aldı. Sekiz bölümden oluşan kitap,
her bölümde farklı söyleşilere yer vererek bizzat 'öteki' kavramını
yaşayanların ağızlarından anlatıyor.
Toplam
223 sayfa olan kitapta sırasıyla Yahudi, Rum, başörtülü, Ermeni, Süryani, Kürt,
Alevi ve Çingene olmanın Türkiye şartlarındaki yeri, medyanın bu konudaki
tutumu ve 'öteki' kavramına maruz kalanların yaşadığı zorlukları işliyor.
Kitap, okuyucuyu "ötekinin" yerine koyarak, çift taraflı bir bakış
açısının yaratılmasına imkân sağlıyor.
İşte
kitaba konuk olan söyleşiler:
Türkiye'de Yahudi olmak: Mario Levi
ile Söyleşi
1957
doğumlu olan Levi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Fransız Dili ve
Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Çeşitli yazı ve eserleriyle tanınan Levi,
halen Yeditepe Üniversitesi'nde ders vermeye devam etmektedir.
Kitaptan
bir kesit:
'’Hiç bir farkımız yok aslında'
cümlesinin kurulması bir ayırımcılıktır'
Aytav:
Direkt Yahudi'yim ben derseniz ne olur?
Levi:
Yahudi'yim ben de diyorum bazen. O zaman
"öyle mi a peki" filan diyorlar ama bu herkes için geçerli değil. Çok
sık karşılaştığım için farklı tavırlarla da karşılaşıyorum. Buraya geleceğim, tamam
yani Türk'üm ama aslında tam Türk değilim birçok kişinin gözünde 'farklı
adamcağız' şeklinde yaklaşılıyor. Şimdi böyle olunca tam Türk olarak
hissedemiyorsunuz kendinizi. Çünkü bir yerde duruluyorsunuz.
Aytav: Nerelerde
hissediyorsunuz bunu?
Levi:
Aslında
bunu hissetmek istemiyorsunuz ama o konuda birileri bir el dur diyor. Dur diyen
bir el var. Aksini yaşatan da çok kişi var benim hayatımda. Yani hiç bir
farkımız yok diyen de var. 'Ama hiç bir farkımız yok aslında' cümlesinin
kurulması bile bir ayrımcılıktır. Örneğin size hiç kimse bunu söylemez.
Türkiye'de Rum olmak: Yorgo Stefanopulos İle Söyleşi
1944
doğumlu olan Stefanopulos, Lisans derecesini Robert Kolej Mühendislik Yüksek
Okulu Elektrik Mühendisliği bölümünden, Yüksek Lisans ve Doktora derecesini
Massachussetts Institute of Technology'den aldıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi
Mühendislik Fakültesi, Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünde öğretim üyesi
olmuş, 1988 yılında profesör ünvanını almıştır. Çok sayıda bilimsel makalesi
SCI tarafından taranan uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmıştır. 1 Nisan
2005 tarihinden itibaren Işık Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı olarak
atanmış bulunmaktadır.
Kitaptan
bir kesit:
'Sırf öteki olduğu, dini farklı
görüldüğü için'
Aytav:
Bugünün Türkiye'si açısından
baktığınızda, bugün itibariyle kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Bir Rum olarak,
Rum cemaat lideri olarak. Yani Rum cemaati bugün Türkiye'de huzursuz mu?
Stefanopulos:
Gelecek
görmüyorum.
Aytav:
Gelecek görmüyorum derken ekonomik ve mesleki
anlamda mı?
Stefanopulos:
Her alanda sosyal, ekonomik, ilerleme,
huzurlu bir yaşam yaşama. Sürekli darbe yemiş bir azınlık. Sırf öteki olduğu,
dini farklı gördüğü için. Bakın 55'ten hemen sonra kimse göç etmemiştir. 64'ten
sonra başladı o göçler. 55'te yaralar sarılmış, tahrip edilen dükkânlar tekrar
açılmıştı, kimse kaçamadı o dönem. Ama peşinden Yunanlılar kovuldu, ardından
aileleri gitti. Sırf aileleri değil. Bakın bugün Almanya'da bir Türk
vatandaşımız bir işyeri açtığında tercihen Türkçe konuşan işçileri almaz mı
işyerine? En azından ortak dil olsun diye. O Yunanlılar da Rumları almışlar
işe, Rumca konuştukları için. O işyeri kapanınca bu adam ne yapacak? Ülkeyi
terk etti gitti. İşimi kaybettim, bu yaştan sonra ben nerede çalışırım diye,
çoluğunu çocuğunu alıp, hiç olmazsa çocuklarımın gelecekleri başka yerlerde
kurulsun diye.
Türkiye'de Başörtülü Olmak: Hilal
Kaplan ile Söyleşi
1982
doğumlu olan Kaplan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun
oldu. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünde "Türkiye'nin Ölmeyen
Babası Üzerine: Atatürkçü Gençliğin İmkansız Yası" adlı yüksek lisans
tezini tamamlayan Kaplan, "Söz konusu özgürlükse hiçbir şey teferruat değildir"
bildirisinin ve 2008 yılında aynı bildiriden yola çıkılarak hazırlanmış "Henüz
özgür olamadık" kitabının yazarlarından biridir. Yeni Şafak, Star gazetesi
ve Birikim dergisi gibi değişik mecralarda yayınlanmış yazıları da mevcut.
Halen Taraf Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapmaktadır.
Kitaptan
bir kesit:
'Birebir yaşadığım taciz vakası da
oldu mesela'
Aytav:
Kendinizi başörtülü olduğunuz için toplum
içerisinde hiç 'öteki' hissettiniz mi? Üniversite yaşamı açısından bunu
hissettiğini biliyoruz. Bunu üniversite dışında devletle olan ilişkilerinizde
veya toplumla olan ilişkilerinizde de yaşadınız mı?
Kaplan:
Yaşadım yani, birebir yaşadığım taciz
vakası da oldu mesela. Bir örnek vereyim isterseniz. Geçen sene Boğaziçi'nde
yasak karşıtı bir eylem yapacaktık. O eylem sabahı evden çıktım, minibüse
bindim, minibüste 70 küsur yaşlarında bir amca ısrarla bana sataşmaya çalıştı.
Ben de olabildiğince izin vermemeye çalıştım; sonuçta yaşlı da bir insan.
"Ya amcacığım neden böyle diyorsun?" dedim. "Nereden amcan
oluyorum ben senin" dedi. En sonunda da minibüsten inerken "Sen önce
o başını aç da konuş" gibi bir söylemle karşılık verdi. E tabi bu
yıpratıcı bir şey; her zaman bunun gibi bariz tacizlerle karşılaşmasam da.
Bakıştır, set bir davranıştır, bu tür şeylerle karşılaşıyoruz. Yani toplumda da
bu yasağın bu yasağın bir karşılığı var illaki.
Türkiye'de Ermeni Olmak: Arus Yumul
İle Söyleşi
Boğaziçi
Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü'nden mezun olan Yumul, doktora derecesini
Oxford Üniversitesi, Sosyoloji bölümünden aldı. 1996 yılından bu yana İstanbul Bilgi
Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü'nde öğretim üyeliği yapan Yumul'un etnik kimlik,
beden ve gündelik hayat üzerine makaleleri bulunmaktadır.
Kitaptan
bir kesit:
'Ermenilerin çoğunluğu içine
kapanmayı seçti'
Aytav:
Türkiye Ermenileri, kendilerini aidiyet
açısından, kimlik açısından nasıl hissediyorlar?
Yumul:
Kimlikler toplumda diyalektik bir ilişki
içinde oluşur. Sizi dışlayan bir toplumla karşı karşıya kaldığınızda önünüzde
iki yol vardır. Ya kimliğinizi tamamen reddedersiniz, kaçmaya çalışırsınız ya da
içinize kapanırsınız. Türkiye'de yaşayan Ermenilerin çok büyük bir çoğunluğu
kimliklerini reddetmek yerine içine kapanarak, görünmez gettolarının göreceli
güvenli alanına çekilerek yaşadılar. Buna ben de dahilim. Uzun bir dönem
kimliklerini kamusal alana taşımadan yaşamayı tercih ettiler. Bu yükü çekmek
istemeyen, bu ağırlığı omuzlarında taşımak istemeyen, küçük bir bölüm de
kimliklerini reddetme, cemaatten kaçma, cemaatle ilişkilerini asgariye indirme
yolunu seçtiler. Bu bilinçli bir seçimdi.
Türkiye'de Süryani Olmak: Zeki
Basatemir İle Söyleşi
1952
yılında Diyarbakır'da doğan Basatemir, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler,
İşletme bölümü mezunu. Evli ve iki çocuk babası olan Basatemir, dış ticaretle
uğraşmakta ayrıca İstanbul Süryani Katolik Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı.
Kitaptan
bir kesit:
'Müslüman ya da Hıristiyan olmak
neden farklı algılanıyor?'
Aytav:
Toplumda Süryaniler nasıl algılanıyor,
toplumla olan ilişkilerinizde bir problem var mı?
Basatemir:
Diğer azınlıkta olanlarla, Ermeni, Rum,
Yahudi vatandaşlarımızla sık sık bir araya geliyorum. Onlarla benim aramdaki
farkı kıyaslarsak, Süryanilerin toplumdaki durumları onlardan daha iyidir
diyebilirim. Onlara bakış açısıyla Süryanilere bakış açısı toplumun daha
farklı. Yani bize, Süryanilere, toplumun biraz daha yakın baktığını
söyleyebilirim. Çünkü o insanları tanıdığım için, o insanlara olan bakış açısı
ile..Çünkü benim çok Müslüman çok da diğer dinlerden arkadaşlarım var.
İki taraf ile de devamlı teşriki
mesaide olduğunuz zaman biz kendimizi biraz daha ortada görüyoruz. Müslüman'a
yakın Ermeni Rum'a da yakınız. Arada görünce bizi biraz daha kendilerine yakın
hissediyor bu toplumun aşırı kesimleri. Diğer kesimlerle zaten gayet iyi
ilişkilerimiz var. Ama biraz önce bahsettiğimiz toplumun bazı kesimleriyle Hıristiyan
olduğumuzdan dolayı bir itilmişlik oluyor. Adam mesela konuşuyor sizinle
Süryani deyince pek bir şey demiyor. Ama Hıristiyan deyince sanki birden bire
değişiyor. Süryani'yi tam Hıristiyan bilemiyor. Ama öğrenince birden bire değişiyor.
Yani Hıristiyan olmanın... Müslüman ya da Hıristiyan olmak neden farklı
algılanıyor? Biz de Tanrı'ya inanıyoruz. İbrahim'in çocuklarıyız. Bir'iz. Bunu
hiç anlayamadım. Çocuklarıma da anlatamıyorum. Bunun nedenini anlayamıyoruz. Maalesef yani oluyor. Bize karşı da az da olsa
toplumun tavırları oluyor. Ama hiç olmaması gerektiğini düşünüyorum.
Türkiye'de Kürt Olmak: Altan Tan
İle Söyleşi
1958
doğumlu Tan, Ankara Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi İnşaat
Fakültesi'nden mezun oldu. Girişim, Yeni Zemin, Sözleşme Dergileri ile Zaman,
Yeni Şafak, Demokrasi ve Taraf gazeteleri başta olmak üzere birçok dergi ve
gazetede yazı ve röportajları yayınlandı. Kürtçe, Arapça ve İngilizce
bilmektedir. Evli ve altı çocuk babasıdır.
Kitaptan
bir kesit:
'Ben Kürdüm dediğiniz vakit bir
yere gelemezsiniz'
Aytav:
Türkiye'de Kürtlere özgü bir zulüm söz konusu mu? Dil dediniz ama dil
Boşnakçada da eğitim yapabiliriz, epeyce bir Arnavut var onlar da aynı şekilde.
Bu Kürtlere özgü bir mahrumiyet mi yani?
Tan:
Hukuku ikiye ayırmak lazım. Yani bu
sorduğunuz soruyla alakalı olarak. Bir, vatandaşlık hukuku. İki, etnik kimlik
hukuku. Şimdi vatandaşlık hukuku nedir? Seyahat hukuku, işte nüfus cüzdanı
alama özgürlüğü, ticaret yapma özgürlüğü, mülkiyet edinme özgürlüğü. Bugün
Türkiye'de, Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar çok az istisnalar hariç,
yani sen Kürtsün sen İstanbul'da mülk edinemezsin, yani sen Arnavutsun seyahat
edemezsin veya sen Çerkezsin seni okula alamam sen okuyamazsın tarzı,
vatandaşlık hukuku konusunda ciddi bir rahatsızlık yoktur. Türkiye Cumhuriyeti'nde
vatandaşlık hukuku açısından hiç kimse dilinden, dininden, mezhebinden ötürü bu
haklarından mahrum edilmemiştir. Türkiye'de vatandaşlık hukukunda vatandaşlar
bazı lokal uygulamalar hariç genelde eşittir. Bir makama gelmede eşit değildir.
Aytav:
Nasıl yani?
Tan:
İşte ben de oraya geleceğim. Yani ikinci
kısımdaki hukuk. Vatandaşlık hukukunda sorun yok ama kimlik hukukuna
geldiğinizde yani ben Alevi’yim, ben Alevi kimliğimle yaşamak istiyorum dediğinizde
bir yerlere gelemezsiniz. Ben Kürdüm, Kürt dilini konuşurum, konuşulmalı, Kürt
diye bir halk var dediğiniz vakit bir yerlere gelemezsiniz. Ben dindarım, ben
Müslüman'ım benim hanımım başını örter, kamusal alanda da bulunur dediğiniz
zaman bir yerlere gelemezsiniz. Ben Ermeni’yim dediğiniz zaman da böyle. Nerelere
gelemezsiniz? Ya işte Cumhurbaşkanı mı olamadınız, başbakan mı olamadınız?
Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin, hiç uzağa gitmeyelim, Cumhurbaşkanı, Başbakanı,
Meclis Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, dördünün de eşlerinin başları
kapalı. Başörtülü. Bu dört kişi de hanımlarını alıp bir orduevinden içeri
girmeye çalışsın. Ben bir şeyi tahrik etmek için kışkırtmak için söylemiyorum
ama vakayı da söylemediğiniz vakit içinde kalıyor dert oluyor.
Türkiye'de Alevi Olmak: Reha
Çamuroğlu İle Söyleşi
1958
doğumlu Çamurlu, Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nden
mezun oldu. Büyük Larousse ve Ana Britannica ansiklopedilerinde tarih yazarlığı
ve redaktörlük, Cem ve Nefes dergilerinin ise yazı işleri müdürlüklerini yaptı.
12 Telif ve 2 tercüme eseri yayımlandı. TYB tarafından "2001'in En İyi
Roman Ödülü"ne layık görüldü. Aynı yıl "Hacı Bektaş Barış ve Dostluk
Ödülü"nü aldı.
Kitaptan
bir kesit:
Alevilikten ziyade Sünni problemi
var
Aytav:
Ahmet Altan Türkiye'de Kürt probleminden
ziyade Türk problemi var demişti, siz de Alevilikten ziyade Sünni problemi mi
var diyorsunuz?
Çamuroğlu:
Tabi tabi bu gayet normal oluyor o zaman.
Sünni olursa normal. Alevi olursa vay Alevi örgütlenmesi! Şimdi siz Alevi
olsanız bu durumda ne düşünürsünüz? Demokrasinin iyi bir şey olduğunu düşünür
müsünüz? Çok basit bir soru yani demokrasi sizin çocuklarınızın iş bulmaması
anlamına gelecekse hayat boyu çünkü siz nüfus olarak azınlıktasınız... Sünni
oylarını birleştiren bir partinin iktidar olması durumunda, siz doğup ölürsünüz
ama size ayrımcılık yapmayan bir iktidar göremezsiniz.
Türkiye'de Çingene Olmak: Aydın
Elbasan İle Söyleşi
1976
doğumlu olan Elbasan, Kırklareli Meslek Yüksek Okulu'nu bitirdi, ardından
Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü'nde okudu. Ve bu üniversitesinin
Eğitim bölümünde yüksek lisans yaptı. Çeşitli okullarda halk oyunları
öğretmenliği yaptı. Halen Piri Reis Üniversitesi'nde halk dansları hocalığı
yapmakta; aynı zamanda dans dersleri vermekte. Ayrıca İstanbul Roman Derneği
ile Roman Kültür ve Geliştirme ve Dayanışma Derneği'nin de başkanıdır.
Kitaptan
bir kesit:
'Romanlar, iyi ifade edilmiyor'
Aytav:
Aydın Bey konu Çingene veya Roman olunca
aklıma hemen Cennet Mahallesi televizyon dizisi geliyor, bu ve buna benzer
filmler hoşunuza gidiyor mu?
Elbasan:
Yok, benim kesinlikle gitmiyor.
Aytav:
Neden?
Elbasan:
Tamamen Romanları çok iyi ifade ettiğini düşünmüyorum
çünkü. Orada öyle bir profil yaratılıyor ki insanları sadece yerler, içerler,
gezerler, tozarlar.. Onun haricinde sanki başka bir yaşantıları yokmuş, saf bir
mutlu azınlık gibi yani. Romanlar da ciddi ciddi bundan dolayı rahatsızlar.
Sadece maddi anlamda insanlar parasını kazanıyorlar, sonra alıp başlarını
gidiyorlar şeklinde tanıtılıyor. Sempozyumlar oluyor, seminerler, konferanslar
oluyor; bunları davet ediyorsunuz o ünlü sanatçıları, hiçbirine gelmiyorlar.
Orada sadece Romanların eğitim sorunu olduğu zaman kimseyi göremiyorsunuz.
Çünkü diğer tarafta para var. Maalesef öyle işte.
Kitap hakkındaki görüşler:
Prof. Dr. Nilüfer Narlı
"Ötekini
anlamanın önemini ve insanlığın zengin nitelik çeşitliliğini anlayamamanın
nasıl bir sorun olduğunu derinden hissettiren bu kitap, insan hakları
kültürünün gelişmesi için önemli bir katkıdır. Kitabı okurken, en anlamlı
kimliğin insan olma olduğu bir kere daha yüzümüze bütün gerçekliği ile
çarpıyor."
Fehmi Koru
"Türkiye'nin
kendisi Batı'dan bakanlar için 'öteki' sayılan bir ülke zaten; bir de onun
içinde yaşayan bazıları tarafından 'öteki' hale getirilmenin ne denli ağır bir
yük olduğunu düşünebiliriz. Bu ağır yükün altında tutulan bireyler ve kitleler
var bugün yurdumuzda, ne yazık ki var. Bu yanlışlığı ortadan kaldırmak ve öteki
ile berikinin birbirini anlamasını sağlamak için çaba gösterenlerin ön
safhalarında yer alıyor. Erkam Tufan Aytav; bu kitap onun durmak bilmez
çabalarının olduğu kadar aynı ulvi yola baş koyanların da bir yol
haritası."
Prof.Dr. Mehmet Altan
Erkam
Tufan'ın "Demokratikleştirme Sürecinde Türkiye'de Öteki Olmak"
başlıklı kitabını elime alır almaz işin ehlinden tasarlanmış bir dünyaya adım
attığımı hemen hissettim…Kitabın okuyana gönderdiği bu duygunun temelinde,
Erkam Tufan'ın yıllardır içeriye dışarıdan, dışarıya içeriden baktığı gibi,
kendini de hep ve sürekli her "ötekinin" yerine koyarak yaşaya gelmesi
var..Erkam Tufan'ın ciddi emek harcayan bu çalışması, yoğun acılar yaşayarak
geldiğimiz yanlışları ortadan kaldırmaya yönelik etkili bir ilaca dönüşüyor..
Bu
kitap, mağdur yaratmayan bir devlet ile
birbirini mağdur etmeyen bir toplumun oluşmasını sağlayacak demokratik bir
algının oluşması için ciddi bir katkı sağlıyor..
Künye:
Yayınevi:
Mavi Ufuklar
Basım
Tarihi: 2011
Sayfa
Sayısı: 223
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder