Çocukluk insanın hayatına etki eden en önemli dönemlerden biri. Yaşadıklarından, kırıldıklarından, kırdıklarından ve verdiği kararlardan. İki günlük bir şeydi ama yine de çocukluğumun izlerini gördüm. Fark etmem de yine iki günümü aldı.
Aşık mıydım? (İlk görüşte aşık da olabilir insan, belli olmaz) Hayır, Sevdin mi? Hayır. Anlamını biliyor musun hislerinin? Biraz evet biraz hayır. Kokulara karşı uzun süredir takıntılıyım. Denk gelip de kokladıysam karşımdakini tanımak isterim. Bahsettiğim parfüm filan değil.
Kendi kokusundan bahsediyorum. Bir konserde tanışmıştık. Tatlıydı, güzel gülüyordu, konuşkandı. Gitmeden önce sıkılmaktan çok korkmuştum. Bir yerde sıkılınca boğuluyormuş gibi hissediyorum çünkü. Nezaket güzel bir davranış ama zorlama olunca eh biraz ikiyüzlü gibi geliyor bana.
O gün çok güzeldi. Yine de birini ilk defa göreceksiniz konsere gitmemenizi tavsiye ederim. Şayet 'konuşacaksanız arkaya geçin' uyarısını almış bir insanım. Sarıldığını hatırlıyorum, beni kokladığını fark ettim bir ara. Bilmiyorum yanlış anlamışımdır belkide ama fark edince 'ay bu da benden' diye içten bir gülümsedim.
Saçlarıma çok güzel dokunmuştu. Bir daha arar mıydı beni? Bilmem belkide... Gecenin sonunda telefon numaramı yanlış verdiğim için bu sorunun cevabını gecikmeli olarak aldım. Bi beş gün filan her gün yazıştık. Sevmek büyük laf ama ısınmaya başlamıştım. Sonra görüştük. Gündüz gözüyle bi farklı geldi gözüme.
Hayata bakış açılarımız hemen hemen aynıydı. O da benim gibi her konuyu 'mutlu' olmaya bağlıyabiliyordu. Sanırım ben biraz daha enerjiğim :) Bundan sonrasını nasıl sıçıp batırdım ben de anlayamadım. Anlamdıramadım...
Ona da izah edemedim. İşte çocukluğumu hatırladığım anlatamadığım andı. Annem ne zaman beni suçlasa (tabağı sen mi kırdın? şekerleri sen mi bitirdin?) haklıysam ben susardım. Bazı insanlar vardır haklı da olsa haksız da olsa zeytinyağı mevzusunu iyi becerirler. Bazıları da haksız ise susmazlar. Ben hiç birisiyim.
Haksızsam 'yedik o boku' der, özrümü dilerim ama haklıysam susarım. Bir panik hali gelir, kasılırım. "Vallahi öyle değil, başka o, yapmadım ben..." açıklayamam işte. Ona da açıklayamadım. "Düşünce hayata hakim olamaz, hayat ondan daha yüksektir. Hayat, onu ne kadar anladığımıza bağlı değildir" diyemedim ona. Konuşamadığımdan şimdi buraya yazıyorum ben de.
Yazmak bana çok iyi geliyor. Ama ifade edemedim ya bazı şeyleri, kendime biraz acıdım sanırım. Yazıyorum, okuyorum diye geçinen insan kendini savunamamıştı. İşte gerçek hayat böyle bir şey. Her şey kitaplardaki, şarkılardaki ya da filmlerdeki gibi değildi. Evine gitmek istedim. Biraz dokunmak, okşamak, sarılmak istedim. İçine girmek istedim bakire halimle.
Bu arzunun o odayı morg gibi soğutacağını tahmin edemezdim. Bir sürü şey söyledi. Her 'bak seni sorgulamıyorum' deyişinde biraz daha sorguluyordu. Bazı kızlar vardır. Her boku yerler evleneceği adama kendini çok temiz, masum gösterirler.
Aynen o durumdaydım. 'Neden ben?' dedi, konuşamadım. 'İlişkimiz bile yok' dedi, haklısın diyemedim. Sebze gibi bir şeyleri anlatmaya çalıştım. "Kokun çok güzel" dedim. Haliyle "Bir tek ben mi kokum güzeldi yani" dedi. Sustum. Aslında değildi.
Kokusunu sevdiğim başka erkekler de olması lazım. Evet olması lazım diyorum çünkü ilerlemek için geçmişi yakan biriyim. Gerçekten hatırlamıyordum. Kokusunu çok çok beğendiğim bir erkek olmuş muydu? Neden bu zamana kadar kimsenin içine girememiştim? Denk gelmemişti ne bileyim. Hep bir garip taraflarını görmüştüm. Benden ya da onlardan kaynaklı bir şeyler olamamıştı işte.
Bu durumu hiçbir zaman önemsememiştim. Bir gün denk gelecekti işte. Karşımda bana neredeyse zerre kadar güvenmeyen biri vardı. İkna edemezdim. Şüpheleri vardı ve ben şüphenin kesinlik kadar sürdürebilir bir duygu olduğunu iyi biliyordum.
Sonra bu iki günlük tanışmadan benim büyük anlamlar çıkardığını düşündüm. Bir de bu ihtimal vardı tabi. "Yoo sadece sana kanım ısındı" da diyemedim yine. Kendi kendimi mutlu eden bir insandım. Depresyondan zevk alan biri değilim. Hayatı seviyorum çünkü şanslı olduğum bir sürü yanım var. Üzülmek dersen... hiç korkmuyorum. Hatta insan bazen üzülmeli bence.
Ben hep bir kalbim olduğunu hatırlarım. Biraz acı gülümserim ve kaldığı yerden yaşamaya devam ederim. Mucizelerin etkisi kolay silinmez, kırgınlıklar geçer. Geçmesi gerekir çünkü hayat öyle gitmez. Evet bunları da diyemedim. Yine de kimseyi üzmemeye çalışırım. Yaşar Kemal'in de dediği gibi; "İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri.İşte oraya değmemeli..."
Küçücük karanlık bir odada, tepemde ışık ve ben kendimi anlatmaya çalışıyordum sanki. Bir yanım anlatmak istediklerimle doluyken diğer yanım her şeyi yok etmek istemekle meşguldü. Şu zamanı nasıl geri alabiliriz artık bulmaları lazımdı. Sonra bir erkeğin benden nasıl gittiğini izledim. Önce bacaklarımdaki yaraları sordu. O jilet izleri neymiş.
İçten içe bir kahkaha attım. Kendini benden uzaklaştırmak için seçtiği yöntem hoş değildi. Bende jilet izinin zaten ne işi vardı da asıl sorun, onların gerçekten jilet izi olabilmesiydi. Sorunun ifade biçimi çirkindi. Çünkü böyle bir şey yaşamış olsaydım, o anı hatırlar ve kendimi çok kötü hissederdim. Bu durumu açıklayabildim ama. Gidiyordu adam benden çünkü, her şey daha kolaydı artık.
Doğum izi olduğunu, dikiş atıldığını filan anlattım. "Sonra saat 20.00 olmuş" dedi bana. Evet artık kovulma vakti gelmişti. Neden ben gitmek istemediysem. Hiç bozmadan "Evet geç oldu" dedim, evime bıraktı.
Kendi hayatlarımıza devam ettik, galiba... Ben ediyorum o da ediyordur. Onunla görüşmeye devam etseydim nasıl olurdu acaba? Bu merak da geçer yakında. Her geçmek için yaratılmış sanki.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder