10 Şubat 2026 Salı

Aramak yoruyor, yaşamak çekiyor

Son zamanların popüler deyimi "An'da kalmak." Durumumuz gittikçe trajikomik bi hâl almaya başladı. Hem her anımızı paylaşıyor bi yandan da an'da kalma üzerine paylaşımlar yapıyoruz. Oysa ne andayız ne de kalabiliyoruz. 

Belkide bu yüzden bu kadar çok paylaşım yapma gereği duyuyoruz. Yalanına önce kendim inanacaksın değil mi... Yalan ispat ister. Ne ister, yaşayan-olan-olmuş'u bilmek ister. 

Bunları sağlandıktan sonra tuşa basıp eğlendiğine 10 dakika inanmak da güzel. Kendini ikna ettikten sonra gerçek hayata yani yapman gerekenlere geri dönüyoruz. 

Kafamın içinde sürekli konuşan bi kuş var sanki. Bıcır bıcır susmuyor. Ben bu yüzden anda kalamıyorum, meraklısı da değilim sanırım. Sadece beynimdeki sesi susturmak istiyorum.

O bıcır bıcır kuş beynimin içinde benden önce kalkıyor. Uyurken rahat bırakmıyor, uyutmuyor. Hayatı yaşanmıyor. Yor, yor,yor...!

Rüyamda düşünmekten gözlerimden kanlar aktığını gördüm. Nehir gibi gözlerimden akan kan yere damlıyordu. Çıp, çıp, çıp... Sesi uyandığımda okula gidene kadar kulaklarımı tırmalıyordu. Taaa ki sınıfa girene kadar.

Çocukların bağrış sesiyle bi an kesildi, derin bi oh dedim. Topuğumu yere vurarak çocukları susturmaya çalışıyordum. Boğazımın kurduğunu hissettim. 

Gerçekten sabahtan beri konuşmamıştım. Sesimi çıkaramıyordum. Bağırmaya çalıştım, yapamadım. Nefes almalarım gittikçe kesiliyordu. Nefesim kesildikçe kalbim daha hızlı artıyordu.

Yataktan bi anda sıçradım. Rüya içinde rüya görmüştüm. Bi çığlık attım, ohh. Sesim çıkıyor. Saat kaç, 08.00. Bugün Pazar, okul yok, iş yok sakin. Hemen elim telefona gitti.

- Sen nasil beceriyorsun?
- Abla iyi misin? Ne oluyor sabahın sekizinde. 
- Nasıl hiçbir şey yokmuş gibi davranıp hayatına devam edebiliyorsun, onu soruyorum.
- İlaçlarını aldın mı?
- Sorumun cevabı bu değil.
- Kahvaltı yaptıktan sonra çocukları arkadaşına bırakacağım. Dışarıda buluşalım mı? Şu geçen Bomonti'de oturduğumuz kahveciye geçelim. 14.00 nasıl?
- Olur.

12.00'de kafedeydim. Eve sığamadım, kış güneşi bile gözümü alıyordu. Sigara üstüne sigara yakıyordum. 

- Selam. Ne zaman geldin, niye aramadın?
- Arasam ne olacaktı, çocukları evde mi bırakacaktın.
- Anlaşıldı. Bugün tersinden kalkmışsın.
- Çok oturmaya niyetim yok. Sadece gerçekten merak ediyorum. Sen nasıl beceriyorsun.
- Abla sabahtan beri papağan gibi neyi becermişim Allah aşkına.
- Aile kurdun, çocuk yaptın, kaç senedir aynı işi severek yapıyorsun. Hayatından memnunsun. Tek düşündüğün "çocuklar yarın ne yiyecek?"
- Ben de benzer düşünceye senin için sahibim abla. Sorumlu olduğun sadece kendin onu da beceremiyorsun. Vallahi hiç kusura bakma. Yani bi ailem, sorumlu olduğum işim ve orada çalışan insanlara karşı bi görevim var ama ben bu kadar düşünmüyorum. 
- Düşünmeye vaktin olmuyordur.
- Ne yapayım?? Düşüneyim diye kocamı boşayım, çocukları terk edeyim, işimden de istifa mı edeyim. 

Babamın emekli parasıyla geçinmeye razı olan sensin. Çok başarılı bir mimardın sen. Kenan gibi bi adamı terk edip üstüne aldatan da sendin. Arkanda bi enkaz bırakırken hiç acımadan bile. Benimle arana mesafe koyan da yine sensin. Hadi kendimi geçtim.Yeğenlerini bile görmeye gelmiyorsun.
- Çok ses yapıyorlar, dayanamıyorum. Yanlış bir şey söyleyeceğim diye korkuyorum sadece.
- Hahahahah çok açık sözlüsün. 
- Bu kadar normal olman çok tuhaf. Onlar senin de annen, babandı.
- Benim de mi onlarla mezara girmemi arzu ederdin.
- Demek istediğim bu değildi. Aynı ailenin içinden geldik. Yemediğimiz dayak kalmadı, komşular yetişmese bizi de öldürecekti o gece. Kızlarının yaşındaydık. Onları görmeye bu yüzden dayanamıyorum. Çocukluğumuzu hatırlatıyor.
- Aramayı seçtim abla. 
- Neyi?
- Umudu... Bir umut aradım ben yaşamak için. İnsan ailesini seçemeyebilir ama kendine biçtiği yaşamı inşa edebilir. Herkes aynı değil benim gibi olmak zorunda da değildin. Ama sen hayatına girenlere de kendine de kötü davranmayı seçtin. Şimdi de mutlu olduğum için beni suçluyorsun. Aramak yordu bu arada. Yaşamak dedim ben de en sonunda kendi kendime. Sonra her şeyi, her güzel şeyi çekmeye başladım. Çektikçe yenisi geldi. Ama hiç aramadım. Aramayı bırakalı çok oldu sana da tavsiye ederim.
- Bu kadar basit yani
- Hah. Delircem, gerçekten... Nesi basit bunun? Koca bi hayattan bahsediyorum ben. Suçluyorsun ya, asıl ben seni suçluyorum. Daha 4 yaşındaydım. Hiçbir zaman ablalık yapmadığın gibi bu sorumluluğu da bana yükledin. Sen kendi travmalarınla ilgilenirken ben hem seninle hem kendi hayatımla ilgilendim. Allah'tan üç beş bir şey kaldı da okuyabildik. 

Sadece yaşa abla. Unut demiyorum sana. Nereye gidersen git o çocukluğun seninle hep gelecek. Bana uğramıyor mu sanıyorsun ama ben senin gibi mızmızlanmıyorum. Gayret ediyorum, çabalıyorum. Rica ediyorum. Sen de biraz çaba göster. 

Çantasını alıp gitti kalktı masadan. Aylarca konuşmadık. Eskiden yeğenlerimle telefonda konuştururdu en azından. Yalnızlığıma yalnızlık ekledim ben de. O nasıl yapabildi hala anlayamadım ama ben yapamadım bu hayatı. Hata yapa yapa öğreneceksin derler, ben artık hata da yapamıyordum. 

Gözlerimi kapadım, o gün geldi yine aklıma. Gece de değildi üstelik. Tüm gün sokakta ip atlatıktan sonra koşa koşa eve gidiyorduk. Ter içinde kalmıştık. Önce kim yıkanacak onun kavgasını ederken. Seslerini duyduk. Kulaklarını kapattım. Çok küçüktü, kocaman yeşil gözleriyle "abla korkuyorum" dedi. "Korkma ben buradayım" dedim. Sımsıkı sarıldım, o kadar kendini güvende hissetmişti ki ne olursa olsun yanında olacağımı biliyordu. Yaptığım son ablalık buydu...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder