Sıradan biri değilsen sonunda bir şeyler başarmadan insanlar senin deli olduğunu düşüneceklerdir. O başaramayanlardandı. Gülsem teyze bizim mahallenin tabiriyle "Aklı Kıt Gülsüm" idi. Pis, eskimiş yırtık kıyafetleriyle sokaklarda dolaşırdı. Bol küfürlü ağzıyla kimseyle konuşmazdı.
Kimse konuşmayı da denememişti. Beyaz saçlarının arasındaki siyah telleri sayabilirdiniz. Yaşlanmıştı da artık. Bir meslek değildi ki onunki. Ne zamandır deliydi? Emekli olma yaşı gelmemiş miydi daha? Geçmişini hatırlamıyordu. İnsanların onu görünce yolunu değiştirmeleri Gülsüm teyzeyi daha da yalnız yaptı bu hayatta.
Yalnız yaptığı yetmezmiş gibi insanlardan nefret eder bir hale de getirdi. Rivayete göre gecenin sonlarına doğru tecavüz eden sarhoşlar, kendisiyle alay eden gençler derken iyice aklını yitirmiş. Kömür karası gözleriyle nasıl güldüğünü merak ederdim. Bir gün evlenme teklifi alacağımı sandığım gecenin hazırlıklarını yapıyordum.
3 yıllık bir ilişki, şık bir mekan, özel bir buluşma (Ferit öyle bir özenliydi ki o gece ne bileyim kadın aklı ben de öyle sandım). İstanbul'u temelli terk edeceğini söyledi o gece bana Ferit. İlişkimiz mecburen bitiyordu. Bittiğine ilişkin en ufak bir hüzün tanesi göremiyordum gözlerinde. Aksine ışıl ışıl hayallerini gerçekleştireceğinin müjdesini veriyordu.
Hep bencildi Ferit zaten. Çok şaşırmamak lazımdı. Masadan kalktım, taksiye bindim. Gözlerimden akan rimeller bembeyaz elbisemi kirletmişti. Umurumda da değildi. Taksiden inerken Gülsüm teyzeyi gördüm, kaldırımda oturuyordu.
Gazeteye sarılmış iki şişe vardı kollarının arasında. Bir sağındakine "Alınma seni de içiyorum işte piçlik yapma", bir solundakine "Allahsız iki saattir dikmiyor muyum seni" diye kavga ediyordu. İstemsiz kahkaha atıvermişim. Bana baktı, tanıyormuş gibi seçmeye çalıştı.
- Mahallemizin avukat hanım kızı da gelmiş. Kim ağlattı seni diyeceğim de. Orospu çocuğunun tekidir kesin.
- Yok ağlamıyorum ben. Ferit de orospu çocuğu değil ayrıca.
- He he öyledir kesin. İççen mi? Bak bu rakı, adı İsmet. Bu da bira, onun ismi de Osman.
- Teşekkür ederim. Eve geçsem iyi olacak. Size iyi geceler, afiyet olsun.
- Bir şarkı var bildin mi?
"Kadehinde zehir olsa
Ben içerim bana getir
Dudakların mühür olsa
Ben açarım bana getir
Ağladığın geceleri
Kalbindeki acıları
Çekinmeden bana getir
Sen tükenme beni bitir
Aşk bağının gülü olda
Dikenini bana batır
Bakma canım yandığına
Sorma benim halim nedir"
- Bu şarkıyı neden bana söylediniz şimdi?
- Şimdi eve gidip yüzüne bakacaksın, acizliğine. Sonra bir duş alırsın, biraz daha ağlar uyursun. Önce kendini iyi hissedersin. Biraz zaman geçecince özlemeye başlarsın. Neden biliyor musun? Sıcağı sıcağına iken acını yaşamaktan kaçtın da ondan. Neden güçlü olmak için bu kadar uğraşıyorsunuz. Sal gitsin be, koyver ağla ne olacak.
Yanına gittim. Kaldırma çömdüm, elindeki birayı bir rakıyı diktim.
- Oh be rahatladım. O kodumun pezevengi var ya, o ne benci o. Hayatında kendinden başkasını düşünmez. Bekle bile demedi Gülsüm teyze. Peki ben? Salak ben de evlenme teklifi alacağımı sandım biliyor musun? Sabahtan beri hazırlanıyorum. O göt için.
- Aman be ne bozuk ağzın varmış senin de.
- Sinirlendim de azcık.
- Böyle bağırınca da olmaz ama. Saklı gizli tutamıyorsan içindekini gözlerini kapat. Bazı insanları güzel görmek için gözlerini kapalı tutman gerekir. Onu kötü hatırlamanın yararı kime? Beş dakika sonra ölmeyeceğinin sözünü kimse veremez sana. Ama bir sana bir de bana bak.
Hayatını güzel yaşaman için çok alternatifin var. Bunu bozma, üzülmekten de korkma. Lakin asla nefret etme. Benim geleceğim yok, bu yüzden sürekli günleri hesabını karıştırıyorum. Çoğuna göre de delinin tekiyim.
Gülsüm teyze herhangi bir düşünceye sahip olmayacak denli sarhoştu. Ama bir sonuca varabilecek türde düşünecek kadar da ayıktı ve haklıydı. Ferit bencildi ama çok güzel zamanlarımız oldu. Kendimizce sevdik birbirimizi. Sadece sevgili değil çok yakın arkadaştık da. Birbirimizin üzerinde çok hakkımız vardı düşününce.
Eksik olan bir şeyler vardı. Geçmişimiz... Biz olmadan önceki yaşantımızı, biz olana kadar geçtiğimiz yollardan haberimiz yoktu. Eğer biri sevmiş ise, geçmişini dosdoğru anlatmalı insan. Doğru olan budur. Birini sevmeden önce öbürlerini kafadan silip atmanın tek yolu bu, aramızdaki herkes çekip gider ve odamızda baş başa kalırız böylece.
Gülsüm teyze geçmişini hatırlamıyordu. Ama ben hatırlıyordum. Herkesin derdi kendine, bedenimdeki şişkinlik için biraz sabır gerek, iyileşmek için bok gerek, gübre yani, yalnızlık gerek. Ertesi gün izin alıp tek başıma tatile çıktım. Yuvamı da unutmadan uzaklara sürekli seyahat etmeliydim. Oradan oraya plansız, zaman kısıtlaması olmadan.
Dünyanın en temel problemi anlayışsızlıktır. Gerçekte birini anlamak, bütünüyle anlamak bambaşka bir şey. Bu seyahat bana iyi gelecek, Ferit'i de Gülsüm teyzeyi de anlayacağım ve bunun karşılık muhasebesini yapmadan yaşamaya devam edeceğim. Belki de mutluluğun formülü budur. Nasıl olduğunu anlatamam ama bu hiç mutlu olmadım ya da olmayacağım demek değil ki...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder