3 Mayıs 2013 Cuma

Küçük Vahşi/ Alexandre Jardin


Fransız yazar Alexandre Jardin'in kaleme aldığı "Küçük Vahşi" adlı eser, "Hugo'ya, damarlarımda akan taze kanım" cümlesiyle başlıyor. Ardından gelen sayfada ise JEAN ANOUILH (Antigone) etiketiyle şu mısralar yer alıyor:

"Ben her şeyi hemen istiyorum - hem de eksiksiz- ya da reddediyorum! Ben alçak gönüllü olmak istemiyorum, uslu durduğumda ufak bir parça verilmesiyle de yetinmek istiyorum. Bugün her şeyden emin olmak ve çocukluğumdaki kadar güzel olmasını istiyorum - ya da ölmek."

Kitabın kahramanı 38 yaşında, Paris'te yaşayan, evli, 'Eıfell Anahtarları' adlı bir çilingir şirketinin sahibi ve kurucusudur. Bir sabah artık yetişkin olmaktan sıkılan, kendini 'budala' olarak tabir eden, dikkatsiz, hayalci ve hayattan zevk almadığının farkına varan bir adam olarak görür. Karısının bile bilmediği "Küçük Vahşi, sen bir çılgınsın." lakabı kulaklarını çınlatır.

Mösyö Alexandre Eiffel, Fransa'nın sembollü haline gelen Eyfel Kulesi'ni bir hayalden gerçeğe dönüştüren dedesi Gustave Eiffel’in tersine çocukluk hayallerine küsmüştür. Artık içindeki çocuğu tekrar uyandırmak isteyen Eifell, önce karısını ardından da işini terk eder. Daha sonra cici annesini huzur evinden çıkarır, lise yıllarında çeşitli maceralara sürüklendiği Crusoéler Çetesi’ni, cinsel hayatı üzerinde etkili olan Fanny’yi bulmak adına yollara koyulur.

Yetişkin olmaktan sıkılan, giydiği takım elbiseler, cilalı ayakkabılar, olgun görünmek adına takım kıyafetiyle uyumlu kravatından bıkan bu cesur adam, adeta gemileri yakıyor. Özgür olmak istiyor Eiffel ve bunun içinde önce sorumluluklarından vazgeçmesi gerektiğini biliyor. 

Bazı insanlar vardır ani bir kararla her şeyi en başa alabilir. Bazıları için ise kontrol önemlidir. Yani emin olmadığı, güvenmediği işe bulaşmaz. Her şey mümkün olduğunca eksiksiz olmalıdır. Eiffel, aslında büyüklerin özgür olduğunu lakin bunun farkında olmadıklarını düşünüyor. Şöyle ki, bir çocuk ne kadar özgür olabilir? Annesinden babasından izinsiz nereye gidebilir? Yediği yemek bile önüne konulandır. Oysa yetişkin bir insan, yani kendi kararlarını verebilecek biri, istediğini yapabilir. İşte kitapta bir insanın ne kadar değişebileceğine ve sınırlarını ne kadar zorladığına şahit oluyorsunuz.

Küçük Vahşi, okunması kolay ve bir o kadar da eğlenceli bir kitap. Bazı çizimler ve fotoğrafların yanı sıra değişik şekillerde mısra dizelerini söz konusu eserde görmek mümkün. İnsan kitabı okurken arada çocuk romanı okuyormuş hissine kapılıyor. Bir solukta cinsinden bu kitap, okunmalı derim.


Kitaptan kesitler:

- "Eskiden hayatı güzelleştirmek için sebepsiz yalan söylerdim; şimdi ise yaptığım, zevk almadan ve çıkar uğruna gerçeği değiştirerek söylemek."

- "Canlı bir duygu yerine olayları ılımla algılıyorum. Takım elbiseli zavallılarla ilişkide ola ola heyecanlarımı kontrol etmeyi öğrendim."

- "İhtiyaçları artık istekler değil, yıllar boyunca birikmiş bir alışkanlıklar toplamı."

- "Kendimle ya da başkalarıyla yakın olmayı artık bilmiyorum, toplum beni sıkıyor. Sürekli yetişkinlerin yapay tutkularıyla oyalanıyor, içimden gelen sesleri dinlemiyor ve artık yalnızca randevu defterime uyuyorum."

- "Kötü huylarımı, o zamanki acayipliklerimi çekiciliği olmayan, kazandırılmış iyi huylarla değiştirmişlerdi."

- "Davranışlarımdaki içtenlik yoksulluğundan sıkıldı."

- "İnsan kendini yalnızca çocukluğuna borçludur."

- "Neden çiftlerin çoğunluğu tutkuyu mutlaka öldüren birlikte yaşama olayını bir iş anlaşması olarak görüyor? Neredeyse bütün karı kocalar her gece birlikte yatmak, birbirlerine o gün ne yaptıklarını anlatmak, aranıp da bulunmamalarının sebebini söylemek zorunda olduklarını sanmalarının esrarengiz sebebini anlayamıyordu... 

İleride aşkı bir hapishaneye çeviren bu görünmez bağları yaratmadan, istediğimiz gibi sevme hakkımız yok muydu? Kim demişti Noel senede bir kere kutlanmalı ve sadece cumartesi geceleri dans edilir diye? Kim etrafımıza doğru söylememizi yasaklıyordu? Neden kendimize istediğimiz tüm rolleri oynama iznini vermeyelim? Çünkü kendimizi mecbur hissediyoruz. 

Tutarlı olmaya, incitmemeye, makul bir memur, onurlu bir vatandaş, temkinli bir aile babası ve bu sayede iyi yetiştirilmiş olmaya...

- "Büyükler özgür olduklarının farkında değil gibiler. Başlarında onları sıkan büyükler yok ve bundan faydalanmıyorlar bile! Sadece tıp okudukları için doktor olan tipler gibi olma."

- "Alaycılığında kendini kaybetmişçesine, kendine hayranlık duymayı çocuksu buluyordu ve kızgınlık kelimesinin ne anlatmak istediğini unutmuştu..."

- "Büyük insanların bahsettiği gerçeğin, yalnızca korkaklıklarını, hayal kurma yoksunluklarını ve duygusal fakirliklerini doğru göstermek için itinayla kullandıkları  bir şaşırtmaca olduğunu düşünüyordu. İsteklerimden başka başka gerçek tanımıyorum diye tekrar ederdi."

- "Uyum sakatlar, uyumsuzluk iyileştirir."

- "Altı yaşında saatsiz ve randevu defterimiz olmadan daha kötü mü yaşıyorduk?"

- Seni sana doğru yönlendirecek olan öngörülmez yönlerini, sana has özelliklerini yeşertmek için hiç bıkmadan çalışacak öğretmenlerin olacak. Yetişkin olmaktan korkma. Zaman insanın ne büyük dostu. Hiçbir şey değişmiyor. Hep asi kalacaksın, öfkelenmeyi ve kendine hayran olmayı hep başaracaksın. Sevgilerin hiç azalmayacak. Tutku, asla eksilmez, yaşlandıkça gerçek dostluklar da fazlalaşır.

Yalnızlık ve ölüm sadece çocukları korkutmak için icat edilmiş kelimeler, hiçbir anlamı olmayan terimler. Ufaklık, evlenmek başka şeylerden vazgeçmek demek değil. Her gün hayatını sanki sonsuz yeni bir sayfa gibi yeniden biçimlendirecek enerjin olacak. 

İnan bana, her koşulda kendine saygınlığını koruyacaksın, mesleğin hiç ikiyüzlülük yapmanı gerektirmeyecek. Para insanları ayırmaz. Kalbinin hafifliğini, coşkulu umursamazlığını kaybetmemeyi hep bileceksin. Hiçbir zaman ellerinden kaçan bir alın yazısına mahkûm olmayacaksın. Yetişkinlik hoş, pek çok kadın ve sadık dostla dolu bir şey. Orada nostalji yok, yorulmak da. 

Büyükler genellikle edindikleri üç beş şeyi kaybetmekten korkmazlar, sen yine gözü pek kalacaksın. Meraklılığın, ataklığın ve arzuların seni hiç terk etmeyecek. Ve olur da bütün sana söylediklerim yanlış çıkarsa, bugün olduğun sen'e layık ol: HİÇBİR ŞEYE BOYUN EĞME."

- "Suya sabuna dokunmayan şeyler söyleyerek oyun oynamak yerine, insanın kendine hissettiğini itiraf etme hakkını vermesi ne harika değil mi? Aslına bakılırsa samimiyet sanıldığından daha az tehlikeli. Biliyorum, sizi çelişkilere sürüklüyorum. Ama bu kötü değil. Kötü olan, artık hiçbir şey hissetmiyor olmak, öyle değil mi?"

- "Neden hep bir insanın uyanışının başkalarını yaralaması gerekiyor?"

- "İç sesimin değiştiğini hissediyorum. Sonunda kendi kendimle barıştım, şimdiki zamanı yaşıyorum."

- "Sen otuz yaşındasın, güzelsin. Yaşlılık diye bir şey yok. Bahçe gençliğin gibi kokuyor, kokla"

- "Yalaka ve tüccar bir ölü gömücü beni büyük annemin katılaşmış cesedinden kurtardı. Tabutu masif kestanesinden mi, suni ağaçtan mı istersiniz? Kulpları dore mi olsun, krom mu? Haçı pirinç alırsanız size toplamda %15 iskonto yaparım. Boğuluyorum. Bitip tükenmeyen umutsuzluk. 

Korkunç ölüm ticaretiyle aşağılanma, ardından işlemlerin karşılığını isteyen devlet dairesi. Belediyede damga. Nezaketi abartan noterin suratı. Artık olmadığı bir genç adam için dikilmiş kostümün içinde daralmış halde cici annenin vasiyetnamesini açıyor ve tüm detaylarıyla duruma uygun bir yüz ifadesini takınarak okuyor."

- "Ruhumu Tanrı'ya, hatıralarım rüzgara, mizah duygumu da torunum Alexandre'a bırakıyorum. Mezar taşıma şöyle yazın: Ben yeteri kadar güldüm."

- "Kalp dediğin akılla dalga geçen bir mantığa sahip değil miydi? Benimki de bana ısrar etmemi söylüyordu."

- "Bu diğer ben'e yaptığım yolculuk sayesinde her şeye cüret edebilirdim. Sonunda tamamen kaderimi ele almış olmanın, kendime maruz kalmanın mutluluğunu yaşıyorum."

- "Bozguncu parfümün yapamadığını kitabım belki gerçekleştirebilirdi. Kendimi yaşatmak için yazıyı seçmiş olmaktan mutluydum. Parfüm uçar, kitap kalır."

- "Güzel kızım, canım oğlum, ne olur benzersizliğine saygı duy, kendinle yakın ol, kaprislerini değil arzularını yeşert, fiilleri geçmiş ya da gelecek zamanda kullanmaktan kaçın, sana uzlaşma nasihatleri verecek suratları dinleme, beş yaşında olacağın çocuğa layık ol, akılcılık diktasına karşı dayanıklı, belki biraz çatlak ama mutlaka neşeli ol, kendine benzeyen bir hayat sür ve özellikle de gerçek diye bir şey yok, sadece senin görüş açın önemli."

Künye:

Yayın evi: Yapı Kredi Yayınları

Çeviri: Nil Çayan

Çizimler: François Place

Basım tarihi: 2011

Sayfa Sayısı: 193

Alexandre Jardin kimdir?

1964 yılında doğdu. İlk romanı Bille entête'i 20 yaşındayken yazdı ve ertesi sene bu romanıyla En İyi İlk Roman ödülüne layık görüldü. 1986 yılında Siyaset Bilimi diploması aldı. Senaryo yazarlığı yaptı, Figaro'da yazılar kaleme aldı. 1988 yılında Le Zêbre adlı kitabı Fêmina Ödülü'ne layık görüldü. Bu eseri Jean Poiret tarafından 1992 yılında sinemaya uyarlandı. Yirmiye yakın kitaba imza atan Jardin, son kitabı Des gens três bien'i 2011 yılında yayımladı. 1992 yılında yayımladığı Küçük Yahşi yazarın dördüncü romanıdır.

Not: Aşağıdaki soru işareti parfüm üretmek isteyen Alexandre Eiffel'in düşündüğü amblem. Anlamı hayli ilginç. Bu parfümü alan erkek veya kadın kimin için olduğunu bilmeyecek. Yani parfüm kadın mı yoksa erkek kokusu mu bilmiyorsun. Sadece beğeneceksin ve alacaksın. Önemli olan senin ne düşündüğün. (sevdim)


























1 yorum:

  1. - "Neden hep bir insanın uyanışının başkalarını yaralaması gerekiyor?"
    bunu sevdim :)

    YanıtlaSil