Dünyadan geçiyorsun elinde paslı çengel, kalmak için sallıyorsun pası seni öldürecek
10 Şubat 2026 Salı
Aramak yoruyor, yaşamak çekiyor
22 Ocak 2026 Perşembe
Rose
Kendinizi, kendinizle vakit geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin. - diyordu Andrey Tarkovski. Hangi kendimi böyle yetiştirmem gerektiğini bilmiyorum. İçimdeki iki kadın, birbiriyle hiç uyuşmayan, hani tanışsalar sevmeyeceklerine eminim.
Hastalığımın ne olduğunu öğrendiğimde aslında sevindim desem yalan olmaz. Delirdiğimi düşünüyordum çünkü. Sonunun hayattan vazgeçmek olduğuna kendimi inandırmıştım. Şimdi ilaçlarla en azından günlük hayatta tutunmaya çalışıyorum.
Sevdiğim işi yapmak isterdim halbuki. Pilot olmak en büyük hayalimdi. Kendimi özgür hissettiğim tek iş olarak düşünürdüm. İnsanları sevmezdim, duygusal bağ kurmak konusunda hiçbir zaman iyi olmadım. Ailecek böyleyiz:)
O yüzden mesleğimi yaparken yeni insanlarla tanışıp güzel vakit geçirmek mümkünse de bir daha görmemek bana iyi gelir diye düşünmüştüm. Artık ne kadar çok düşündüysem şimdi istesem de kuramıyorum. Nurtopu gibi bipolarım var.
Ne kadar çok enerjik, dışa dönük, sosyal kelebek olabiliyorsam bi anda bi o kadar yataktan çıkmayan, sürekli ağlayan, bitkisel hayatta gibi geçen günlerime yetişemiyorum.
Kitap tercümanlığı yaparak hayatta kalmaya çalışıyorum. Bu işi de sevdim ama, 'çok okuyan mı çok gezen mi' derseniz ne yaparsanız yapın o kafada sizinle. Önce o kafayı temizlemek gerekiyor, sonrasının çok da önemi yok ya da yoktu onu tanımadan önce.
Neşeli olduğum günlerde uygulamalardan date'lere çıkardım. Bazen yine kötü enerji halim nüksettiğinde iptal ettiğim planlarım olurdu ama bi şekilde mutlu olmayı başarırdım. Bununla yaşamayı öğrenmiştim.
3 ay önceydi. Bazen evden çıkabildiğim dönemlerde dışarıda çalışmayı seviyorum. Her zaman gittiğim kafenin yanında plakçıya da mutlaka uğrardım. Daha önce hiç görmemiştim.
Uzun boylu, hafif kır saçlı biraz kambur duruşlu ama bembeyaz suratı yemyeşil gözleri vardı. Birkaç plak aldı, çıkarken tebessüm etti. O gülüşü hayatım boyunca unutamam...
- Yasin ağabey, akşam yine gelirim. Yurt dışından arkadaş da gelecek. Birkaç hediye de almak istiyor.
- Alpcim dükkan senin ne zaman istersen.
Adı Alpmiş. Keşke soyadını da öğrenebilseydim, stalkker hünerlerini gösterirdim diye düşündüm. Ben de her gün gitmeye başladım. Yani enerjimi yerinde olduğu her gün. Daha sık karşılaşmaya, mini sohbetler ediyorduk. En sonunda bi gün kahve içmeye çıktık.
Dış doktoruymuş, piyanist benziyorsun diyemedim:) Kafe görüşmeleri artmaya başladı. Bazen akşamları yürüyüşe çıkardık. Bir gün evine davet etti. Birlikte alışveriş yapıp yemek hazırladık. Yanında ilk düşümü de o gün yaşadım.
O kadar mutluydum ki sanki mutlu olunca ilaç kullanmama gerek kalmaz diye düşünmüştüm. Sevgiyle hastalıklar iyileşir diye öğrenmiştim filmlerden. Hiçbir motivasyon, hatta aşk bile bu lanet duygu bozukluğumdan beni kurtaramadı.
Evet çok geçmeden birlikte olmaya başladık. İlaçlarıma dikkat ediyor, en ufak bi hata istemiyordum. Sanki dünya bi çöplük o benim elimde kalan son gül gibiydi. Nereye koyacağımı, nasıl bakacağımı bilemiyordum. Bazen düşünmekten başıma ağrılar giriyordu.
Sanki ikizim var da sürekli yer değiştirerek onu kandırdığımı düşünüyordum. En sonunda dayanamayıp anlattım. O kadar farkında değildi ki durumumun. 'Sanki seks yapamayız regl oldum' der gibi dinliyordu beni. Tabi klasik cevap olarak bunun bize engel olmayacağını söyledi.
Belli bi yere kadar idare edebilmiştim aslında. Aynı eve çıkınca her şey daha çok zorlaştı. Bitmeyen ataklar, iptal edilen davetler, gittikçe agresif bir hal alan kavgalar. Bi eve sığamaz olmuştuk. Birbirimize tahammülümüz kalmamıştı.
Artık ilaçlarımı kullansam da o kadar kötü bi ilişki içindeydim ki mutsuzluğuyla baş edememeye başlamıştım. Tükeniyor, tüketiyordum. Ben dibe indikçe onun normal hayatına devam edişi sinirlerimi bozuyordu.
O gün eve erken gelmiştim. Bir gün öncesinden ettiğimiz kavganın kırıkları vardı evde. Deprem olmuş gibi evi içi paramparça olmuştu. Fırlatığım şarap şişesi, duvarda kan gibi duruyordu. Ev cinayet işlenmiş gibiydi. Reelde ölü yoktu belki ama kendimi öldürmüştüm.
Evden hemen çıktım. Büfeden bi bira alıp sahilde yürümeye başladım. Yetmedi bir tane daha sonra bi mekanda oturup içmeye devam ettim. Beynim uyuşsun istiyordum. Komaya girip orada ölesim vardı.
Bar kapanırken artık eve gitme vaktinin de geldiğini düşünerek geri döndüm. Her yeri temizlemiş koltukta sigaraya tekrar başladığını gördüm. Sinirli değil yorgun bi hali vardı.
- Bitsin artık Duru
- Sanırım bunu birinin söylemesi gerekiyor. Haklısın. Özür dilerim. Aşk, sevgi beni iyileştirir, biz olabiliriz sanmıştım. Bununla tek başıma yaşamayı öğrendim ama birini dahil etme fikrini hiç hayata geçirmemiştim. Üzgünüm.
- Ne biliyor musun, seni tanıdığım güne lanet etmekten kendimi alıkoyamıyorum. Ne yapsam olmuyor. Güzel günleri hatırlayıp daha doğrusu hatırlamaya çalışıp her şeye rağmen seni sevmeyi beceremiyorum. İçimde sana karşı bi nefret yok. Sadece tükendim.
- Onu görüyorum. İştahını bile kestim, gözümün önünde eriyorsun. Çevren bile benden tiksiniyor. Ne zaman aranıza katılsam, iğrendiklerini belli eden bakışlarını görmek benim de hoşuma gitmiyor.
- Senden önceki halimi bildikleri için beni böyle görmek haliyle onları da üzüyor. Ne bekliyordun?
- Ne bekliyordum biliyor musun, hastalığımı duyduğun anda romantik serseri değil de mantıklı, gerçekçi biri gibi düşünüp en azından hiç başlamamalı umut ediyordum mesela. Sikko arkadaşlarına karşı beni korumanı umut ediyordum. Yanımda olmanı istiyordum. Hiçbir şeyi bilerek yapmadığımı biliyordun. İsteyerek sevdiğim adamın hayatını cehenneme çevirmek istemezdim.
- Kim kimi bilerek üzüyor ki Duru zaten Allah aşkına.
- Bilmem arkadaşlarının yeni tanıştırdığı İpekle vakit geçirirken bilerek olmamalı mıydı? Yani bilerek mi ya da ? Nasıl oluyor ben hayatındayken
- Son zamanlarda hiçbir yere gelmiyordun, onlarda kafam dağılır diye düşündü.
- Hahahha belli baya dağıtmış. İyi araştır bari onun da başka hastalığı çıkmasın. Malum sende o yanında olma sorumluluğu sıfır olduğu için.
- Ne şimdi bu? Demin özür diliyordun, başka kadın olunca haklı mı çıkıyorsun.
- Ya sen berbat birisin. Kendi bokunda boğul Alp.
- Dünkü kavga bana birkaç yıl yeter. Tekrar kavga etmeye niyetim yok gerçekten.
Bavulları kapıya koymuştu. Sinirlenip çıkarken tezgahta rose şarap şişesini gördüm. Duvara fırlattım.
- Yeni açtığın beyaz sayfanda toz pembe mutluluklar. Aradığın mutluluk muydu yoksa mutsuzluktan beslenip tüketmek miydi bunu bi düşün.
1 Mayıs 2025 Perşembe
Çaba
26 Mart 2025 Çarşamba
Sevmekle başla, 'kendinden'
Meslek hayatıma editör olarak başladım. Uluslararası ilişkiler mezunuydum istediklerimi yapamadım. Uzun süre işsiz kaldım, kendimi okumaya, izlemeye vermiştim.
Sonra bu kadar okuyorum yazmak nasıl bir şey acaba derken kendimce bi yerden başladım. İyi yazılar değildi ama yazmak bana çok keyifli geldi. Sonra neden iş olarak yapmayım ki diye düşündüm. Bağımsız İnternet gazetesinde editörlük yaparken tek hayalim spiker olmaktı.
25 yaşlarındaydım, ne okusam doğruymuş gibi geliyordu. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildi. O hayran kaldığım yazarların ne kadar ahlaksız insanlar olduğunu gördüm, önemli diye verdiğimiz haberlerin perde arkadaşına bakmadan kaç bin kişinin izlemesini sağlıyorduk.
Hiç para almadan çalışıyordum. Bir gün geç vakit sabah servis edilecek köşe yazılarını sisteme girmeye başladım, o babamdan büyük adamların 'çok yoruluyorsun istersen akşam bi şarap içelim' tacizelerine maruz kalmaya başlayınca bıraktım.
Siyaseti seviyordum ama okuyordum araştırıyordum. Gezi Parkı döneminde her gün eyleme gidiyordum. Bu ülke için bir seyler yapıyordum. Duyarlı bi vatandaş olduğuma çok inanmıştım. Olaylar birden hiç ummadığım şekilde büyüdü, ölenler, yaralananlar. Benim amacım çok başkaydı aslında. Aynı anda hem farkındalık hem ne kadar cahil olduğumu fark ettim. O günden sonra içinde siyaset olan her şeyden uzaklaştım.
Kaç gecekondu yıkıldı alışveriş merkezleri, devasa rezidanslar için hiçbiri böyle bi eyleme tanık olmamıştı. Fetö ve AKP çatışmasının kurbanı daha doğrusu piyonu olduğumu bilmiyordum fark etmem çok zamanımı aldı. Olan o eylemde ölenlere oldu.
Medya gerçekten ne kadar güçlüydü. İstediğini veriyor, köpürtüyor, istemediğini saklıyordu. Propagandacı bi kitle birkaç sevilen ünlüyle her şey kocaman bi tiyatroya dönüşüyordu. Bi haber yayınlanıyor, asla arkasını sorgulamadan herkes her şeyi paylaşıyordu.
AKP yönetimi artık o kadar sınırlarımızı, hayat anlayışımı, en önemlisi ülkemi sevmemi o kadar zorlaştırıyordu ki Ekrem İmamoğlu bir vatandaş olarak bana kurtarıcı gibi gelmişti.
Siyasetin ne kadar pis bir şey olduğunu unutmuşum. Yeni nesil Cem Uzan vakasıyla karşı karşıya kalmışız haberim yok. AKP yönetimine karşı olmam başka bir yolsuzluğu kabul edeceğim anlamına asla gelmez.
Kimsenin de gelmemeli. Yapılan usulsüzlük listesi. IBB bütçesiyle alınan villalar, İstanbul senin uygulaması üzerinden (İngiliz meşeyli) binlerce insanın erişimine ulaşıp bunu kullanacak olan bi kuruluşu da partiyi de destekleyemeyeceğim.
"Herkes yolsuzluk yapıyor ona bakarsan AKP'nin yanında..." asla kabul edemeyeceğim cümle! Hatta bu ne sığlık, böyle bir şey olabilir mi?
Yapılan yolsuzluğu yine kendi CHP içinden birinin şikayeti üzerine olayın patlaması, ki bundan yakın zamanda hepsinin haberi olacak olması ama suçu AKP üzerine atmak için yine eş zamanlı Cumhurbaşkanı adaylığını duyurması şahane ama az zekalı bi strateji.
Milletimiz mağdur edebiyatını ve arabeski sever. Birden milyonlarca insanı yanına aldı. Emin olun ki AKP'nin en son isteyeceği şey budur:) O yüzden şu an o tarafta moraller bozuk ve sesleri çıkmıyor.
Kendi kendini bitiren bi parti, arkasına özellikle dönemin tarih ve siyasetten bi haber olan bunu bi oyuna dönüştüren eylemci gençleri (Sorgulamıyorsunuz üzgünüm), yine elde sıfır AKP falandı filandı.
Bu ülke hiçbir zaman demokratik bir ülke olmadı. Her sey sistemlidir, başa gelecek insan, onun kalma süresi, yeri gelecekse yani suikasta ugrayacaksa bu bile organizedir. Bu ülke kimleri yedi, faili meçhul konusunda bi dünya markasıyız.
Artık bi birey olarak. Kendimle ilgilenmeye kendimi sevmeye odaklanıyorum. Bunu çok iyi yaptığınızda güzel de seviyorsunuz ve karşınızdaki de değişiyor. Bunu herkesin yaptığını düşünürseniz ancak bi millet bazı şeyleri daha az hasarlı atlatabilir.
Çok sinirliyiz, çok agresifiz, çabuk tüketiyoruz, çabuk unutuyoruz. Story'ler markaların boykotuyla dolu. Tamam gitme batsın o markalar. Kaç kişinin işsiz kalabileceği hakkınızda bi fikriniz var mı? Hele ki böyle çok kötü bir ekonomide. Yani amacınıza ulaştığınızı düşünelim.
O eylemlerde bi kişi bomba koysa kaç kişinin öleceği hakkında? Gezi olaylarından sonra benim bi gencin daha piyonluğuna alet olduğum bi eyleme gitmeye daha ciğerim kaldı. Buna alet olmayacağım. AKP karşıtı olmam daha azını yapıyor diye diğerini övebileceğim anlamına gelmiyor. Hayata bu kadar basit bakabilmem söz konusu olamaz.
Bu şeye benziyor. Bir evlilik yaptın, sürekli şiddete maruz kalıyorsun. Boşandın kurtuldun. İkinci evliliği yaptın bu sefer de surekli şiddete uğruyorsun. Herkes sana boşan diyor ama sen, 'en azından diğeri gibi dövmüyor, boş ver' diyorsun.
Bir de eyleme gitmeyip bir şeylere paylaşanlara agresiflik var. Sinir bizde atasporu olmuş. Klavye delikanlısı diye bi kavram çıktı uzun süredir. Sanki eyleme giden savaşa gidiyor. Her gün kahvaltısını yapıp uygun bi saatte topluluğa karışmayı bi kahramanlık sanıyor. Yapmayana kızıyor. Bu da başka bi iktidar zehri. Her gün aşk filmi izlersen, dışarıda hayatının aşkını ararsın her gün. Bunu bir amaç yaparsın.
Uzun süredir yazmıyordum. İyi geldi :) Öykü yazma işine yıllar sonda dönme fikrine geleyim bari özlemişim. Kimse sonuna kadar olmayacağı için böyle uzun uzun yazdım. Üzgünüm ama burası hiçbir zaman demokratik bi ülke olmadı olmaz da. Derin devletin olduğu hiçbir ülke bunu göremez. Umudu siyasette değil insan olarak kendi içinizde arayın. Siyaset insanı pisleştirir.
Hiçbir zaman bi Norveç olamayacak burası. Hiçbir şey yapmama noktasına gelme değil demek istediğim ama bunlarda çok komik. Ne isimler geldi. Bi ara Demirtaşlar vardı dedik ülke terörü bitiriyor herhalde. Her gün dinlerdim. Böyle dönem dönem isimler geldi geçti.
Siyasetin muhteşem tiyatrosuna kimsenin aklı ermez. Ermesi için o kadar pis olmayı kabul etmek lazım. Ben artık gerçekliğe bakıyorum. Özellikle Hatay depremi bana çok şey gösterdi. Hayatınıza bu kadar siyaset sokmayın.
Ölüm var, belki enkazın altında belki nakil bekleyen hastane odasında. Hayatınız eskort mu hacı mı kurtarır bilemezsiniz. İnsan minnet duyacağı insanı seçemeyebilir. Hatta o yüzden beddua bile etmeyin, Hayatın hayal gücü sizden daha yüksek.
3 Eylül 2018 Pazartesi
Yeniden
Anne? Dilimden dökülen ilk kelime bu oldu. Bir kaza oldu evet. Peki ne zaman? Tam soracak oldum, annem "güzel kızım üç yıldır uyuyorsun, seni öyle çok bekledik ki" dedi. Kaç kaç?? Kaza evet kazadan bahsediyordum. O kadar yıl geçmiş olabilir ama ben hala dün meydana gelmiş gibi her şeyi anımsıyorum.
Arabam tamirdeydi, dışarıda Nisan ayına yakışan gürül gürül bir yağmur vardı. Taksiye bindim, ne yapacaktım? Ha tamam düğün alışverişi için Atilla ile buluşacaktık. Birden otobanda önümüze çıkan tırı hatırlıyorum. Taksicinin silecekleri çalışmıyordu tedirgindim ama "abla 30 yıllık şoförüz bizde yanlış olmaz" demesiyle biraz da olsa rahattım.
Demek yollar tecrübe değil dikkat arıyordu. Tırın altına girmemizle kulaklarımın çınlamadı bir oldu. Bir yerlerimin kırıldığını hissettim. Acıdan bayıldım. Sonrası işte tam da şu anki manzara. Ailemin sevincine mutluydum aslında ama içimde tarif edemediğim bir burukluk vardı. Burukluk da demeyelim de korku daha çok sanırım. Bu kadar zaman içerisinde nereden başlayacaktım hayata. Atilla neredeydi? Neden kimse hemen onu aramıyordu?
- Anne Atilla nerede?
- Bilmiyorum. Sen şimdi biraz dinlen. Ne açayım televizyonda sana? Şöyle güzel komik bir film açayım mı? Kardeşin yanında kalsın ben bir doktorla görüşeyim sonra da akşam için en sevdiğin yemekleri yaparım. Meleğim hoş geldin.
- Film filan istemiyorum. Bilgisayarımı getirir misin internete girmek istiyorum. Dünyada neler oldu neler bitti. Off çıldırcam sanırım. Telefonum nerede? Ayrıca ne demek Atilla'nın nerede olduğunu bilmemek. Yani tamam bilemezsin de bir arasanız, o da mı sevinse acaba!
- Sen bizi değil o adamı özledin yani
- Anne ne alakası var şimdi. Evleneceğim adama artık uyandığımı söylemek istiyorum hepsi bu. Ne var bunda anlaşılmayacak.
- Evli bir adamla nasıl evleneceksin anlat bakalım.
- Ne?
- Anne (kardeşim)
- Anne sen diyorsun?
- Anneme bakma sen abla. Bunları sonra konuşuruz olur mu? Bak daha yeni uyandın. Biraz dinlen. Tamam bilgisayarını getiriyorum. Zaman geçirmiş olursun. Akşam yemekte etraflıca konuşuruz.
Bilgisayarı alır almaz. Sosyal medya hesaplarımın hepsine girdim. Instagram, Facebook, Twitter... Atilla hepsinden beni çıkarmıştı. Annemin dediği gibi evlenmiş. Altı ay önce benim nikah şahidim en yakın arkadaşım Beren ile hemde. Ekrana öylece bakakaldım. O kadar çok şaşkındım ki, ağlayamadım bile.
Daha neler öğrenecektim kim bilir. Sevgisini bir türlü kazanamadığım kaynanam da boy boy yeni geliniyle fotoğraf atmıştı. O an hepsine bol küfürlü mesajlar atmak istedim. Herkesin kendini haklı gösterecek bir senaryosu olacağı aklıma geldi sonra. Bir gün uyanma ihtimalime karşı yazılan türlü türlü senaryolar.
Atilla hiç uyanmayacağımı ve hayatına bir şekilde devam etmesi gerektiğine dair dokunaklı bir konuşma yapardı mesela. Beren kesin aslında önce ilk onun gördüğünü çoktan aşık olduğunu ama bizim ilişkimiz olunca sustuğunu eee uyuyunca da kaderin ağlarına ördüğüne dair bol keder yüklü kompozisyon sunardı bana. Bunların hiçbirini duymaya tahammülüm yoktu.
Komik ama üç senedir uyumama rağmen hala tek ihtiyacım olan şey yine uyumaktı. Uyanmasaydım daha güzel olurmuş, bunu bana biri söylemeliydi. Bunları düşünürken uykuya daldım tekrar. Akşam 19.00 gibi annemin yanıma kondurduğu öpücüğüyle yeniden uyandım.
Desteğiyle biraz yürümekte zorlanarak sofraya oturdum. İlk başta herkes neşeliydi. Babam küçük çocuk gibi heyecanlı heyecanlı ülke gündeminden bahsediyordu. Hiç ilgimi çekmediğini bildiği halde futbolla ilgi tüm bilgileri de öğrenmiş oldum. Hatta hayatımda bu kadar çok maçlarla ilgili sohbet ettiğim olmamıştır.
Sanki elektrik kesilmiş de herkesin sohbet edeceği nahif bir ortam oluşmuş gibiydi. Gerçekten bu kadar sevildiğimi bilmiyordum. Aile her şeymiş. Öğleyin üzüldüğüm her şeyi bir anda unuttum. Aileme sımsıkı sarılmanın tam sırasıydı. Onları daha da mutlu etmek hem de kendim için arkada kaldığım hayata koşmam gerekirdi.
Ertesi sabah ilk olarak iş ilanlarına bakmaya başladım. Ev yine eskisi gibi. Annem ve babam işte, kardeşim okulda. Tabi telefonum hepsi tarafından saat başı "iyi misin" sorularıyla çalıyordu. Sayısız ilana başvurdum. Çalışmayı o kadar özlemiştim ki, aslında bakarsan ne iş olsa yaparım durumundaydım.
(Bir hafta sonra)
- Alo
- Evet buyrun. Elbette yarın uygundur. Teşekkür ederim, görüşmek üzere.
İlk iş görüşmesine çağrılmıştım. Bir haftadır evden çıkmıyordum. Aslında özlediğim sayısız şey var ama gelecek telaşı sanırım hepsinden önce geldi. Bir de korku... Sürekli internetin başında haberleri okuyordum. Magazin gündemine bile hakim oldum diyebilirim. Sanki sokağa çıksam kaybolurmuşum gibi geliyordu.
Bir yol sorsam bana bilmediğim bir uygulama diyecek, "o ne ya" şaşkınlığımı gizlemekten tırstım. Sanırsın ülkedeki herkes her şeyi çok iyi biliyor bir ben mağaradan şehre gelmiş yarı insan kılığındayım. Ancak bu iş görüşmesi çok iyi oldu. Sonucu olumsuz da olsa mecburen dışarı çıkacaktım. Benim için en iyi deneyim bu olacaktı.
(Ertesi gün)
İş görüşmem şahane geçti. Hatta o kadar güzeldi ki "biz sizi ararız" cümlesine gerek bile kalmadan işe alındım. Bana kalsa hemen o gün başlardım bile. Bir hafta sonrası için sözleştik. Halletmem gereken en büyük problemin üstesinden gelmiştim bile. Şimdi deniz kenarına bir bankta simit yiyiyordum.
Yüzüme ılık bir rüzgar esiyor. Saçlarım bazen ağzıma giriyor, simit yememe engel oluyordu. Balık tutan insanlar, pamuk şekerci, bisiklet süren çocuklar, koşuya çıkan insanlar, falcı ablalar, balon satan amcalar, tuzlu deniz kokusunu o kadar derin içime çektim ki tuzun tadını aldığımı hissettim.
Tüm bunları yapmayalı o kadar çok zaman geçti ki. Hayır üç yıllık bir uykudan bahsetmiyorum. Ondan da öncesi bu. Yalnızca iş-ev arasında mekik dokuyordum. Görüştüğüm tek insan ise Atilla idi. Onunla beraber olduktan sonra ailem de dahil tüm arkadaş çevremden de uzaklaşmıştım ve bunun adı aşk değildi.
Hani gözün görmez sadece dünyada onu görürsün ya işte o değildi. Gerek görmüyordum, tek Atilla ile hayat devam ediyordu işte. Ondan öncesinde de bir hayatım, paylaşımlarımın olduğunu unutmuştum. Şimdi tamirat aşamasına geldim. Kalbini kırdığım herkesten özür dilemeliydim. Onları tekrar kazanmalıydım. Nasıl yapacağımı bilmiyorum ama öylece yapacağım sanırım. Gelişigüzel şeyler her zaman daha samimidir.
Hiçbirinin uyandığımdan haberi yoktu. Önce böyle bir sürprizle başlasam çok daha güzel olacak. Kardeşimin dediğine göre daha bir ay önce yine ziyaret etmişler beni. Atilla evlenmişti ama arkadaşlarım onları yok saymama rağmen beni unutmamışlardı.
Derin bir utanç duygusu içindeyim. Bununla baş edebilmek için onların desteğine ihtiyacım var. Elimden kayıp gidenlere şimdi sıkı sıkı tutunmam lazım. Tutup bir daha hiç bırakmamak. Aşk? Bilmem... Hayat güzel kuşlar uçuyor. Kim bilir belki bir gün yine yeni yeniden....
2 Aralık 2017 Cumartesi
Yol
10 Ekim 2017 Salı
İnsan "her neyse"dir
Fakat deminki gibi basit bir cevap beklemiyorum sizden. İnsan annesini neden öldürür? İyice düşünerek yanıt verin. Korkmayın aksine korkunuzu sevin. O size kim olduğunuzu anlatacak. Önünüzdeki çay soğumuş sanırım bir şeyler içer misiniz? Kahve veya çay ya da herhangi bir şey?
Ben de elimden gelenin fazlasını yaptım ona. Çoğu kadına ama. Benim kadınları hayatımda tutmak için hep bir şeyler yapmam gerekti. O yüzden üniversitedeki o kız başkaydı. Beş parasızdım, öyle iyi de giyinmezdim ama beni severdi.
Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda." Herhalde karşımda olsaydı onu gebertirdim. Bu konuda ciddiyim. Hangi pezevenge lan bu gönderme dedim. Benden başka kimi sevebilirsin sen?? Benim gibi seven kaç adam var lan dünyada??