10 Şubat 2026 Salı

Aramak yoruyor, yaşamak çekiyor

Son zamanların popüler deyimi "An'da kalmak." Durumumuz gittikçe trajikomik bi hâl almaya başladı. Hem her anımızı paylaşıyor bi yandan da an'da kalma üzerine paylaşımlar yapıyoruz. Oysa ne andayız ne de kalabiliyoruz. 

Belkide bu yüzden bu kadar çok paylaşım yapma gereği duyuyoruz. Yalanına önce kendim inanacaksın değil mi... Yalan ispat ister. Ne ister, yaşayan-olan-olmuş'u bilmek ister. 

Bunları sağlandıktan sonra tuşa basıp eğlendiğine 10 dakika inanmak da güzel. Kendini ikna ettikten sonra gerçek hayata yani yapman gerekenlere geri dönüyoruz. 

Kafamın içinde sürekli konuşan bi kuş var sanki. Bıcır bıcır susmuyor. Ben bu yüzden anda kalamıyorum, meraklısı da değilim sanırım. Sadece beynimdeki sesi susturmak istiyorum.

O bıcır bıcır kuş beynimin içinde benden önce kalkıyor. Uyurken rahat bırakmıyor, uyutmuyor. Hayatı yaşanmıyor. Yor, yor,yor...!

Rüyamda düşünmekten gözlerimden kanlar aktığını gördüm. Nehir gibi gözlerimden akan kan yere damlıyordu. Çıp, çıp, çıp... Sesi uyandığımda okula gidene kadar kulaklarımı tırmalıyordu. Taaa ki sınıfa girene kadar.

Çocukların bağrış sesiyle bi an kesildi, derin bi oh dedim. Topuğumu yere vurarak çocukları susturmaya çalışıyordum. Boğazımın kurduğunu hissettim. 

Gerçekten sabahtan beri konuşmamıştım. Sesimi çıkaramıyordum. Bağırmaya çalıştım, yapamadım. Nefes almalarım gittikçe kesiliyordu. Nefesim kesildikçe kalbim daha hızlı artıyordu.

Yataktan bi anda sıçradım. Rüya içinde rüya görmüştüm. Bi çığlık attım, ohh. Sesim çıkıyor. Saat kaç, 08.00. Bugün Pazar, okul yok, iş yok sakin. Hemen elim telefona gitti.

- Sen nasil beceriyorsun?
- Abla iyi misin? Ne oluyor sabahın sekizinde. 
- Nasıl hiçbir şey yokmuş gibi davranıp hayatına devam edebiliyorsun, onu soruyorum.
- İlaçlarını aldın mı?
- Sorumun cevabı bu değil.
- Kahvaltı yaptıktan sonra çocukları arkadaşına bırakacağım. Dışarıda buluşalım mı? Şu geçen Bomonti'de oturduğumuz kahveciye geçelim. 14.00 nasıl?
- Olur.

12.00'de kafedeydim. Eve sığamadım, kış güneşi bile gözümü alıyordu. Sigara üstüne sigara yakıyordum. 

- Selam. Ne zaman geldin, niye aramadın?
- Arasam ne olacaktı, çocukları evde mi bırakacaktın.
- Anlaşıldı. Bugün tersinden kalkmışsın.
- Çok oturmaya niyetim yok. Sadece gerçekten merak ediyorum. Sen nasıl beceriyorsun.
- Abla sabahtan beri papağan gibi neyi becermişim Allah aşkına.
- Aile kurdun, çocuk yaptın, kaç senedir aynı işi severek yapıyorsun. Hayatından memnunsun. Tek düşündüğün "çocuklar yarın ne yiyecek?"
- Ben de benzer düşünceye senin için sahibim abla. Sorumlu olduğun sadece kendin onu da beceremiyorsun. Vallahi hiç kusura bakma. Yani bi ailem, sorumlu olduğum işim ve orada çalışan insanlara karşı bi görevim var ama ben bu kadar düşünmüyorum. 
- Düşünmeye vaktin olmuyordur.
- Ne yapayım?? Düşüneyim diye kocamı boşayım, çocukları terk edeyim, işimden de istifa mı edeyim. 

Babamın emekli parasıyla geçinmeye razı olan sensin. Çok başarılı bir mimardın sen. Kenan gibi bi adamı terk edip üstüne aldatan da sendin. Arkanda bi enkaz bırakırken hiç acımadan bile. Benimle arana mesafe koyan da yine sensin. Hadi kendimi geçtim.Yeğenlerini bile görmeye gelmiyorsun.
- Çok ses yapıyorlar, dayanamıyorum. Yanlış bir şey söyleyeceğim diye korkuyorum sadece.
- Hahahahah çok açık sözlüsün. 
- Bu kadar normal olman çok tuhaf. Onlar senin de annen, babandı.
- Benim de mi onlarla mezara girmemi arzu ederdin.
- Demek istediğim bu değildi. Aynı ailenin içinden geldik. Yemediğimiz dayak kalmadı, komşular yetişmese bizi de öldürecekti o gece. Kızlarının yaşındaydık. Onları görmeye bu yüzden dayanamıyorum. Çocukluğumuzu hatırlatıyor.
- Aramayı seçtim abla. 
- Neyi?
- Umudu... Bir umut aradım ben yaşamak için. İnsan ailesini seçemeyebilir ama kendine biçtiği yaşamı inşa edebilir. Herkes aynı değil benim gibi olmak zorunda da değildin. Ama sen hayatına girenlere de kendine de kötü davranmayı seçtin. Şimdi de mutlu olduğum için beni suçluyorsun. Aramak yordu bu arada. Yaşamak dedim ben de en sonunda kendi kendime. Sonra her şeyi, her güzel şeyi çekmeye başladım. Çektikçe yenisi geldi. Ama hiç aramadım. Aramayı bırakalı çok oldu sana da tavsiye ederim.
- Bu kadar basit yani
- Hah. Delircem, gerçekten... Nesi basit bunun? Koca bi hayattan bahsediyorum ben. Suçluyorsun ya, asıl ben seni suçluyorum. Daha 4 yaşındaydım. Hiçbir zaman ablalık yapmadığın gibi bu sorumluluğu da bana yükledin. Sen kendi travmalarınla ilgilenirken ben hem seninle hem kendi hayatımla ilgilendim. Allah'tan üç beş bir şey kaldı da okuyabildik. 

Sadece yaşa abla. Unut demiyorum sana. Nereye gidersen git o çocukluğun seninle hep gelecek. Bana uğramıyor mu sanıyorsun ama ben senin gibi mızmızlanmıyorum. Gayret ediyorum, çabalıyorum. Rica ediyorum. Sen de biraz çaba göster. 

Çantasını alıp gitti kalktı masadan. Aylarca konuşmadık. Eskiden yeğenlerimle telefonda konuştururdu en azından. Yalnızlığıma yalnızlık ekledim ben de. O nasıl yapabildi hala anlayamadım ama ben yapamadım bu hayatı. Hata yapa yapa öğreneceksin derler, ben artık hata da yapamıyordum. 

Gözlerimi kapadım, o gün geldi yine aklıma. Gece de değildi üstelik. Tüm gün sokakta ip atlatıktan sonra koşa koşa eve gidiyorduk. Ter içinde kalmıştık. Önce kim yıkanacak onun kavgasını ederken. Seslerini duyduk. Kulaklarını kapattım. Çok küçüktü, kocaman yeşil gözleriyle "abla korkuyorum" dedi. "Korkma ben buradayım" dedim. Sımsıkı sarıldım, o kadar kendini güvende hissetmişti ki ne olursa olsun yanında olacağımı biliyordu. Yaptığım son ablalık buydu...



22 Ocak 2026 Perşembe

Rose

Kendinizi, kendinizle vakit geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin. - diyordu Andrey Tarkovski. Hangi kendimi böyle yetiştirmem gerektiğini bilmiyorum. İçimdeki iki kadın, birbiriyle hiç uyuşmayan, hani tanışsalar sevmeyeceklerine eminim. 

Hastalığımın ne olduğunu öğrendiğimde aslında sevindim desem yalan olmaz. Delirdiğimi düşünüyordum çünkü. Sonunun hayattan vazgeçmek olduğuna kendimi inandırmıştım. Şimdi ilaçlarla en azından günlük hayatta tutunmaya çalışıyorum. 

Sevdiğim işi yapmak isterdim halbuki. Pilot olmak en büyük hayalimdi. Kendimi özgür hissettiğim tek iş olarak düşünürdüm. İnsanları sevmezdim, duygusal bağ kurmak konusunda hiçbir zaman iyi olmadım. Ailecek böyleyiz:) 

O yüzden mesleğimi yaparken yeni insanlarla tanışıp güzel vakit geçirmek mümkünse de bir daha görmemek bana iyi gelir diye düşünmüştüm. Artık ne kadar çok düşündüysem şimdi istesem de kuramıyorum. Nurtopu gibi bipolarım var. 

Ne kadar çok enerjik, dışa dönük, sosyal kelebek olabiliyorsam bi anda bi o kadar yataktan çıkmayan, sürekli ağlayan, bitkisel hayatta gibi geçen günlerime yetişemiyorum.

Kitap tercümanlığı yaparak hayatta kalmaya çalışıyorum. Bu işi de sevdim ama, 'çok okuyan mı çok gezen mi' derseniz ne yaparsanız yapın o kafada sizinle. Önce o kafayı temizlemek gerekiyor, sonrasının çok da önemi yok ya da yoktu onu tanımadan önce.

Neşeli olduğum günlerde uygulamalardan date'lere çıkardım. Bazen yine kötü enerji halim nüksettiğinde iptal ettiğim planlarım olurdu ama bi şekilde mutlu olmayı başarırdım. Bununla yaşamayı öğrenmiştim.

3 ay önceydi. Bazen evden çıkabildiğim dönemlerde dışarıda çalışmayı seviyorum. Her zaman gittiğim kafenin yanında plakçıya da mutlaka uğrardım. Daha önce hiç görmemiştim.

Uzun boylu, hafif kır saçlı biraz kambur duruşlu ama bembeyaz suratı yemyeşil gözleri vardı. Birkaç plak aldı, çıkarken tebessüm etti. O gülüşü hayatım boyunca unutamam...

- Yasin ağabey, akşam yine gelirim. Yurt dışından arkadaş da gelecek. Birkaç hediye de almak istiyor.

- Alpcim dükkan senin ne zaman istersen.

Adı Alpmiş. Keşke soyadını da öğrenebilseydim, stalkker hünerlerini gösterirdim diye düşündüm. Ben de her gün gitmeye başladım. Yani enerjimi yerinde olduğu her gün. Daha sık karşılaşmaya, mini sohbetler ediyorduk. En sonunda bi gün kahve içmeye çıktık.

Dış doktoruymuş, piyanist benziyorsun diyemedim:) Kafe görüşmeleri artmaya başladı. Bazen akşamları yürüyüşe çıkardık. Bir gün evine davet etti. Birlikte alışveriş yapıp yemek hazırladık. Yanında ilk düşümü de o gün yaşadım. 

O kadar mutluydum ki sanki mutlu olunca ilaç kullanmama gerek kalmaz diye düşünmüştüm. Sevgiyle hastalıklar iyileşir diye öğrenmiştim filmlerden. Hiçbir motivasyon, hatta aşk bile bu lanet duygu bozukluğumdan beni kurtaramadı.

Evet çok geçmeden birlikte olmaya başladık. İlaçlarıma dikkat ediyor, en ufak bi hata istemiyordum. Sanki dünya bi çöplük o benim elimde kalan son gül gibiydi. Nereye koyacağımı, nasıl bakacağımı bilemiyordum. Bazen düşünmekten başıma ağrılar giriyordu.

Sanki ikizim var da sürekli yer değiştirerek onu kandırdığımı düşünüyordum. En sonunda dayanamayıp anlattım. O kadar farkında değildi ki durumumun. 'Sanki seks yapamayız regl oldum' der gibi dinliyordu beni. Tabi klasik cevap olarak bunun bize engel olmayacağını söyledi.

Belli bi yere kadar idare edebilmiştim aslında. Aynı eve çıkınca her şey daha çok zorlaştı. Bitmeyen ataklar, iptal edilen davetler, gittikçe agresif bir hal alan kavgalar. Bi eve sığamaz olmuştuk. Birbirimize tahammülümüz kalmamıştı. 

Artık ilaçlarımı kullansam da o kadar kötü bi ilişki içindeydim ki mutsuzluğuyla baş edememeye başlamıştım. Tükeniyor, tüketiyordum. Ben dibe indikçe onun normal hayatına devam edişi sinirlerimi bozuyordu. 

O gün eve erken gelmiştim. Bir gün öncesinden ettiğimiz kavganın kırıkları vardı evde. Deprem olmuş gibi evi içi paramparça olmuştu. Fırlatığım şarap şişesi, duvarda kan gibi duruyordu. Ev cinayet işlenmiş gibiydi. Reelde ölü yoktu belki ama kendimi öldürmüştüm.

Evden hemen çıktım. Büfeden bi bira alıp sahilde yürümeye başladım. Yetmedi bir tane daha sonra bi mekanda oturup içmeye devam ettim. Beynim uyuşsun istiyordum. Komaya girip orada ölesim vardı.

Bar kapanırken artık eve gitme vaktinin de geldiğini düşünerek geri döndüm. Her yeri temizlemiş koltukta sigaraya tekrar başladığını gördüm. Sinirli değil yorgun bi hali vardı. 

- Bitsin artık Duru

- Sanırım bunu birinin söylemesi gerekiyor. Haklısın. Özür dilerim. Aşk, sevgi beni iyileştirir, biz olabiliriz sanmıştım. Bununla tek başıma yaşamayı öğrendim ama birini dahil etme fikrini hiç hayata geçirmemiştim. Üzgünüm.

- Ne biliyor musun, seni tanıdığım güne lanet etmekten kendimi alıkoyamıyorum. Ne yapsam olmuyor. Güzel günleri hatırlayıp daha doğrusu hatırlamaya çalışıp her şeye rağmen seni sevmeyi beceremiyorum. İçimde sana karşı bi nefret yok. Sadece tükendim.

- Onu görüyorum. İştahını bile kestim, gözümün önünde eriyorsun. Çevren bile benden tiksiniyor. Ne zaman aranıza katılsam, iğrendiklerini belli eden bakışlarını görmek benim de hoşuma gitmiyor.

- Senden önceki halimi bildikleri için beni böyle görmek haliyle onları da üzüyor. Ne bekliyordun?

- Ne bekliyordum biliyor musun, hastalığımı duyduğun anda romantik serseri değil de mantıklı, gerçekçi biri gibi düşünüp en azından hiç başlamamalı umut ediyordum mesela. Sikko arkadaşlarına karşı beni korumanı umut ediyordum. Yanımda olmanı istiyordum. Hiçbir şeyi bilerek yapmadığımı biliyordun. İsteyerek sevdiğim adamın hayatını cehenneme çevirmek istemezdim.

- Kim kimi bilerek üzüyor ki Duru zaten Allah aşkına.

- Bilmem arkadaşlarının yeni tanıştırdığı İpekle vakit geçirirken bilerek olmamalı mıydı? Yani bilerek mi ya da ? Nasıl oluyor ben hayatındayken

- Son zamanlarda hiçbir yere gelmiyordun, onlarda kafam dağılır diye düşündü.

- Hahahha belli baya dağıtmış. İyi araştır bari onun da başka hastalığı çıkmasın. Malum sende o yanında olma sorumluluğu sıfır olduğu için.

- Ne şimdi bu? Demin özür diliyordun, başka kadın olunca haklı mı çıkıyorsun.

- Ya sen berbat birisin. Kendi bokunda boğul Alp.

- Dünkü kavga bana birkaç yıl yeter. Tekrar kavga etmeye niyetim yok gerçekten.

Bavulları kapıya koymuştu. Sinirlenip çıkarken tezgahta rose şarap şişesini gördüm. Duvara fırlattım. 

- Yeni açtığın beyaz sayfanda toz pembe mutluluklar. Aradığın mutluluk muydu yoksa mutsuzluktan beslenip tüketmek miydi bunu bi düşün. 

1 Mayıs 2025 Perşembe

Çaba

Bu yaşıma kadar yaptığım en iyi rutin sanırım çalar saatle uyanmamak oldu. Güneş ışığının yüzüme vurduğunu hissederek güne başlamak gibisi yok. Keşke devamı da öyle olsaydı....

İnsanın sevdiği şeyi meslek haline getirmesi pek de iyi bir şey değilmiş sanırım. Çevremdeki insanları dinlemeyi, onlara yardımcı olmayı küçük yaşlardan beri çok severdim. Annem öyle yetiştirdi beni. Babamı tanımış olsaydım nasıl olurdu bilmiyorum ama buradan feyz alıp psikolog olmak sanırım yanlış bir seçim oldu.

Her yeni güne sorunla başlıyormuş gibi hissediyorum. Dinliyorum, dinliyorum, dinliyorum ve kimseye yardımcı olamıyorum. Yaklaşık 10 yıl önce böyle değildi hiçbir şey. 

Zengini fakiri, bekarım evlisin, bu ülkede kimse mutlu değil. İşim onları mutlu etmek de değil fakat bu kadar dış etkenin olduğu bir ülkede ne başkasına ne kendime yardımcı olamıyorum. Daha kötüsü artık kendime de yardımcı olamıyorum. 

Güne en zor danışayım ile başlayacağım. Beril hanım yıllardır bana geliyor. Artık yardımcı olamayacağımı anlayınca durumumuz terapiden ziyade daha çok muhabbete dönüştü. Ancak her seans bittiğinde kendimi daha başarısız hissediyorum. 

- Okan Bey günaydın. Beril Hanım geldi alalım mı?
- Evet lütfen gelsin.

————

- Merhaba hocam nasılsınız kusura bakmayın 10 dakika geciktim, malum İstanbul trafiği 
- Hoş geldin Beril. Sorun değil otur lütfen. Nasılsın? Tatilin nasıl geçti?
- Tatil işte Instagram'ıma bakarsanız mükemmel olduğuna yemin edebilirim ama benim için öyle miydi tartışılır. İnsan nereye giderse gitsin kafasını da oraya götürüyor ya bu yüzden hiçbir şey bana keyif vermiyor.

Eşim öldükten sonra bunu daha çok hissetmeye başladım. Şahane biriydi biliyorsunuz hep anlatıyorum. Tüm mal varlığını bana bırakınca çalışmaya da gerek duymadım. İnsan hayatta bir şey için çabalamayınca yaşam ne kadar sıkıcı oluyor. Stresten uzaklaşmak için işimi bıraktım. Meğer stresin makulu insanı ayakta tutarmış. Komik gelecek ama fakir insanlara özeniyorum desem güler misiniz?

- Baktığın tarafı anlıyorum neden güleyim. Ama anlamadığım neden bir seyler için çabalamak istemediğin. Geçim sıkıntısına yani tek bir noktadan hayata bakmak sağlıklı bir bakış açısı değil. Eskiye dönelim biraz eskiden Beril ne yapmaktan hoşlanırdı.

- O kadar kötüydü ki her şey ben sadece çok çalıştım. Bu ayı da atlatsak diye ömrümün yarısını geçirdim, taa ki eşimi tanıyana kadar. Hobi bana hep zengin işi gibi geldi. Yapmaya vaktim de olmadı açıkçası. Vaktim varsa da onu da ek iş yaparak harcadım. Şimdi sudan çıkmış balık gibiyim. Neyi sevdiğimi bilmiyorum, kendime çok yabancıyım. Bu yabancı bana o kadar uzak ki anlamakta zorluk çekiyorum. 

- Ölen eşinle evlendikten sonra da mı hiç sevdiğin şeyler olmadı. 

- Onun sevdiği şeyler vardı. Ben hep ona eşlik ettim. Onunla beraber birçok şeyi denedik. Şimdi fark ediyorum ki ömrümün diğer kısmını da başkasının hayatını yaşayarak geçirmişim. Koca bir hiç gibiyim. Şimdi ölsem beni çevremdekiler nasıl hatırlar, hatırladıkları anlar ne kadar doğru olur bilmiyorum.

- Koca bir ömür ve iki farklı hayat diyorsun. Belkide bocalama sebebin bu. 

- En azından çocuğumuz olsaydı ona tutunabilirdim. Bunda bile onu düşündüm biliyor musunuz! Eski evliliğinden olan bir kızı vardı zaten. Benden de hiç böyle bir talebi olmadı. O istemeyince ben de istemiyormuşum gibi hissettim. 

- Tekrar aşık olsan aynı şeyleri yapar mıydın?

- :)) 'Şimdi sana kaybolan yıllarını verseler' diyorsunuz. Konuşmanın en başında söyledim ya insan nereye giderse gitsin kendi kafasını da götürüyor diye. Bu durumda da önce kendimi düzeltmem gerektiğini düşünüyorum.. Bu psikolojiyle başkasına da aşık olabileceğimi sanmıyorum. Çocukluğumu düşünüyorum. Sorumluluk almadığım, geçinmek zorunda kalmadığım zamanları. Sanırım en kendim olduğum dönem oydu. 

- Çocukluğum deyince ilk aklına ne geliyor? 

- Bir sürü ani var tabi ama ilk derseniz amcamın Mardin'den bizi ziyarete geldiği gün geliyor. Annemle babam boşanacaktı. Amcam da arayı bulmak için gelmişti. Evde şiddetli bir kavga oldu. Amcam beni dışarı çıkardı. Bakkala götürdü. Çikolata filan almaya kalktı, kabul etmedim. O kadar ısrar etti ve asla kabul etmedim ki neden öyle yaptığımı düşünür dururum hala.

- Daha küçük yaşta almayı bilememişsin, yetişkin olunca bu devam etmiş. Evlenince de aksini yaşamak senin dengeni bozmuş. Denge güzel şey Beril. Hayatının orta noktasına bunu koymayı başarırsan yaşamını mükemmele yakın devam ettirebilirsin.

- Peki ya devam ettirmek istemiyorsam?

- Görmeyi bilir misin? Buna çaba harcayarak başlayalım mı? Çaba senin için bilinen bir kelime, maddi kaynaklı sıkıntılarında zamanında bunu yapmışsın. Aynısını yapacağız şimdi de görme üzerine olacak.

- Tam olarak ne yapmam gerektiğini anlamadım.

- Yani şunu diyorum. Hayatına son vermek biraz basit olur senin gibi biri için. Yaşam mükemmel bir deneyim Beril. Çiçekler, denizler, insanlar, gökyüzü. Gercekten görmesini bilirsen o kadar da kötü değil. 

Şöyle düşün yola çıkıyorsun. Hava karlı kötü bir yoldan geçeceksin. Eğer buna odaklanırsan etrafındaki manzarayı göremezsin. Vardığında ilk gördüğün kişiye ne kadar kötü bir yol olduğuna dair şikayette bulunursun. Yaşam da böyle. Sadece kötü tarafından bakıyorsun. Örneğin başkalarına yardımcı olmayı, insanları mutlu etmeyi hiç düşündün mü?

- Tabi ki kaç derneğe üyeyim, sosyal medyayı aktif kullanıyorum. Yardıma ihtiyacı olan her şeye ulaşıyorum.

- Tam olarak öyle bir şeyden bahsetmedim. O vicdan rahatlatma oluyor biraz. Mesela 'çabalamak' dedin. Özlem duyuyorsun. Örnek vermek için diyorum ne olabileceği konusunu biraz düşün. Chatgpt'ye sormadan :) 

Bir mekan açabilirsin. Orada çalışması gereken insanlar olacak. Garsonu, şefi vb. ve bu insanların geçim derdi var. Hem kendi işini yapıp hem de insanların emeğinin karşılığını vereceksin. Bircok şeyi bu kadar pahalı olduğu bu dönemde onlara çok daha iyi maaşlar ve haklar vererek, onları mutlu edebilirsin.

- Urla'da bir restoran belki. Eşimle farklı ülkelere gittiğimizde tadımlık lezzetler denemeyi çok severdik. Benim şahane bir gurme olduğumu düşünürdü. Hem İstanbul'dan da uzaklaşmış olurum. Sanırım biraz heyecanlandım.

- Hayali bile güzel gelmiyor mu? Başlangıç mükemmel bir deneyimdir Beril. Sağlıklı bir aktitive olduğunu düşünürüm.

Terapi bittikten sonra Beril 3 seans daha geldi. Arkadaşımla sohbet eder gibiydik. Aşama aşama her şeyi düşünmüş benden fikirler istiyordu. Birlikte her şeyi genel haritasını oluşturduk. 1 aya kalmadan Urla'ya yerleşti. 1 yıl sonra genç bir garsonlar evlendiğini öğrendim. Geçen gün bana ultrason fotoğrafını attı. Çok mutlu görünüyordu. Üzerindeki notunda;

'Yeni çabam' yazıyordu....:)

26 Mart 2025 Çarşamba

Sevmekle başla, 'kendinden'

Meslek hayatıma editör olarak başladım. Uluslararası ilişkiler mezunuydum istediklerimi yapamadım. Uzun süre işsiz kaldım, kendimi okumaya, izlemeye vermiştim. 

Sonra bu kadar okuyorum yazmak nasıl bir şey acaba derken kendimce bi yerden başladım. İyi yazılar değildi ama yazmak bana çok keyifli geldi. Sonra neden iş olarak yapmayım ki diye düşündüm. Bağımsız İnternet gazetesinde editörlük yaparken tek hayalim spiker olmaktı. 

25 yaşlarındaydım, ne okusam doğruymuş gibi geliyordu. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildi. O hayran kaldığım yazarların ne kadar ahlaksız insanlar olduğunu gördüm, önemli diye verdiğimiz haberlerin perde arkadaşına bakmadan kaç bin kişinin izlemesini sağlıyorduk.

Hiç para almadan çalışıyordum. Bir gün geç vakit sabah servis edilecek köşe yazılarını sisteme girmeye başladım, o babamdan büyük adamların 'çok yoruluyorsun istersen akşam bi şarap içelim' tacizelerine maruz kalmaya başlayınca bıraktım.

Siyaseti seviyordum ama okuyordum araştırıyordum. Gezi Parkı döneminde her gün eyleme gidiyordum. Bu ülke için bir seyler yapıyordum. Duyarlı bi vatandaş olduğuma çok inanmıştım. Olaylar birden hiç ummadığım şekilde büyüdü, ölenler, yaralananlar. Benim amacım çok başkaydı aslında. Aynı anda hem farkındalık hem ne kadar cahil olduğumu fark ettim. O günden sonra içinde siyaset olan her şeyden uzaklaştım.

Kaç gecekondu yıkıldı alışveriş merkezleri, devasa rezidanslar için hiçbiri böyle bi eyleme tanık olmamıştı. Fetö ve AKP çatışmasının kurbanı daha doğrusu piyonu olduğumu bilmiyordum fark etmem çok zamanımı aldı. Olan o eylemde ölenlere oldu. 

Medya gerçekten ne kadar güçlüydü. İstediğini veriyor, köpürtüyor, istemediğini saklıyordu. Propagandacı bi kitle birkaç sevilen ünlüyle her şey kocaman bi tiyatroya dönüşüyordu. Bi haber yayınlanıyor, asla arkasını sorgulamadan herkes her şeyi paylaşıyordu.

AKP yönetimi artık o kadar sınırlarımızı, hayat anlayışımı, en önemlisi ülkemi sevmemi o kadar zorlaştırıyordu ki Ekrem İmamoğlu bir vatandaş olarak bana kurtarıcı gibi gelmişti.

Siyasetin ne kadar pis bir şey olduğunu unutmuşum. Yeni nesil Cem Uzan vakasıyla karşı karşıya kalmışız haberim yok. AKP yönetimine karşı olmam başka bir yolsuzluğu kabul edeceğim anlamına asla gelmez.

Kimsenin de gelmemeli. Yapılan usulsüzlük listesi. IBB bütçesiyle alınan villalar, İstanbul senin uygulaması üzerinden (İngiliz meşeyli) binlerce insanın erişimine ulaşıp bunu kullanacak olan bi kuruluşu da partiyi de destekleyemeyeceğim.

"Herkes yolsuzluk yapıyor ona bakarsan AKP'nin yanında..." asla kabul edemeyeceğim cümle! Hatta bu ne sığlık, böyle bir şey olabilir mi? 

Yapılan yolsuzluğu yine kendi CHP içinden birinin şikayeti üzerine olayın patlaması, ki bundan yakın zamanda hepsinin haberi olacak olması ama suçu AKP üzerine atmak için yine eş zamanlı Cumhurbaşkanı adaylığını duyurması şahane ama az zekalı bi strateji. 

Milletimiz mağdur edebiyatını ve arabeski sever. Birden milyonlarca insanı yanına aldı. Emin olun ki AKP'nin en son isteyeceği şey budur:) O yüzden şu an o tarafta moraller bozuk ve sesleri çıkmıyor.

Kendi kendini bitiren bi parti, arkasına özellikle dönemin tarih ve siyasetten bi haber olan bunu bi oyuna dönüştüren eylemci gençleri (Sorgulamıyorsunuz üzgünüm), yine elde sıfır AKP falandı filandı.

Bu ülke hiçbir zaman demokratik bir ülke olmadı. Her sey sistemlidir, başa gelecek insan, onun kalma süresi, yeri gelecekse yani suikasta ugrayacaksa bu bile organizedir. Bu ülke kimleri yedi, faili meçhul konusunda bi dünya markasıyız.

Artık bi birey olarak. Kendimle ilgilenmeye kendimi sevmeye odaklanıyorum. Bunu çok iyi yaptığınızda güzel de seviyorsunuz ve karşınızdaki de değişiyor. Bunu herkesin yaptığını düşünürseniz ancak bi millet bazı şeyleri daha az hasarlı atlatabilir.

Çok sinirliyiz, çok agresifiz, çabuk tüketiyoruz, çabuk unutuyoruz. Story'ler markaların boykotuyla dolu. Tamam gitme batsın o markalar. Kaç kişinin işsiz kalabileceği hakkınızda bi fikriniz var mı? Hele ki böyle çok kötü bir ekonomide. Yani amacınıza ulaştığınızı  düşünelim. 

O eylemlerde bi kişi bomba koysa kaç kişinin öleceği hakkında? Gezi olaylarından sonra benim bi gencin daha piyonluğuna alet olduğum bi eyleme gitmeye daha ciğerim kaldı. Buna alet olmayacağım. AKP karşıtı olmam daha azını yapıyor diye diğerini övebileceğim anlamına gelmiyor. Hayata bu kadar basit bakabilmem söz konusu olamaz.

Bu şeye benziyor. Bir evlilik yaptın, sürekli şiddete maruz kalıyorsun. Boşandın kurtuldun. İkinci evliliği yaptın bu sefer de surekli şiddete uğruyorsun. Herkes sana boşan diyor ama sen, 'en azından diğeri gibi dövmüyor, boş ver' diyorsun.

Bir de eyleme gitmeyip bir şeylere paylaşanlara agresiflik var. Sinir bizde atasporu olmuş. Klavye delikanlısı diye bi kavram çıktı uzun süredir. Sanki eyleme giden savaşa gidiyor. Her gün kahvaltısını yapıp uygun bi saatte topluluğa karışmayı bi kahramanlık sanıyor. Yapmayana kızıyor. Bu da başka bi iktidar zehri. Her gün aşk filmi izlersen, dışarıda hayatının aşkını ararsın her gün. Bunu bir amaç yaparsın.

Uzun süredir yazmıyordum. İyi geldi :) Öykü yazma işine yıllar sonda dönme fikrine geleyim bari özlemişim. Kimse sonuna kadar olmayacağı için böyle uzun uzun yazdım. Üzgünüm ama burası hiçbir zaman demokratik bi ülke olmadı olmaz da. Derin devletin olduğu hiçbir ülke bunu göremez. Umudu siyasette değil insan olarak kendi içinizde arayın. Siyaset insanı pisleştirir. 

Hiçbir zaman bi Norveç olamayacak burası. Hiçbir şey yapmama noktasına gelme değil demek istediğim ama bunlarda çok komik. Ne isimler geldi. Bi ara Demirtaşlar vardı dedik ülke terörü bitiriyor herhalde. Her gün dinlerdim. Böyle dönem dönem isimler geldi geçti. 

Siyasetin muhteşem tiyatrosuna kimsenin aklı ermez. Ermesi için o kadar pis olmayı kabul etmek lazım. Ben artık gerçekliğe bakıyorum. Özellikle Hatay depremi bana çok şey gösterdi. Hayatınıza bu kadar siyaset sokmayın. 

Ölüm var, belki enkazın altında belki nakil bekleyen hastane odasında. Hayatınız eskort mu hacı mı kurtarır bilemezsiniz. İnsan minnet duyacağı insanı seçemeyebilir. Hatta o yüzden beddua bile etmeyin, Hayatın hayal gücü sizden daha yüksek.



3 Eylül 2018 Pazartesi

Yeniden

Üç yıl önceydi, dün gibi aslında. Üç yıl da insanın hayatında neler neler değişir. Ne çok şeye geç kaldım kim bilir. Annem, babam, kardeşim sevinç çığlıkları atıyor gözlerimi açtığım için. Yüzümde hafif bir tebessüm, bir yandan ne olduğunu anlamaya çalışıyorum diğer yandan konuşmayı mı unuttum acaba diye korkuyorum. Sesimi açmaya gayret gösteriyorum.

Anne? Dilimden dökülen ilk kelime bu oldu. Bir kaza oldu evet. Peki ne zaman? Tam soracak oldum, annem "güzel kızım üç yıldır uyuyorsun, seni öyle çok bekledik ki" dedi. Kaç kaç?? Kaza evet kazadan bahsediyordum. O kadar yıl geçmiş olabilir ama ben hala dün meydana gelmiş gibi her şeyi anımsıyorum.

Arabam tamirdeydi, dışarıda Nisan ayına yakışan gürül gürül bir yağmur vardı. Taksiye bindim, ne yapacaktım? Ha tamam düğün alışverişi için Atilla ile buluşacaktık. Birden otobanda önümüze çıkan tırı hatırlıyorum. Taksicinin silecekleri çalışmıyordu tedirgindim ama "abla 30 yıllık şoförüz bizde yanlış olmaz" demesiyle biraz da olsa rahattım.

Demek yollar tecrübe değil dikkat arıyordu. Tırın altına girmemizle kulaklarımın çınlamadı bir oldu. Bir yerlerimin kırıldığını hissettim. Acıdan bayıldım. Sonrası işte tam da şu anki manzara. Ailemin sevincine mutluydum aslında ama içimde tarif edemediğim bir burukluk vardı. Burukluk da demeyelim de korku daha çok sanırım. Bu kadar zaman içerisinde nereden başlayacaktım hayata. Atilla neredeydi? Neden kimse hemen onu aramıyordu?

- Anne Atilla nerede?

- Bilmiyorum. Sen şimdi biraz dinlen. Ne açayım televizyonda sana? Şöyle güzel komik bir film açayım mı? Kardeşin yanında kalsın ben bir doktorla görüşeyim sonra da akşam için en sevdiğin yemekleri yaparım. Meleğim hoş geldin.

- Film filan istemiyorum. Bilgisayarımı getirir misin internete girmek istiyorum. Dünyada neler oldu neler bitti. Off çıldırcam sanırım. Telefonum nerede? Ayrıca ne demek Atilla'nın nerede olduğunu bilmemek. Yani tamam bilemezsin de bir arasanız, o da mı sevinse acaba!

- Sen bizi değil o adamı özledin yani

- Anne ne alakası var şimdi. Evleneceğim adama artık uyandığımı söylemek istiyorum hepsi bu. Ne var bunda anlaşılmayacak.

- Evli bir adamla nasıl evleneceksin anlat bakalım.

- Ne?

- Anne (kardeşim)

- Anne sen diyorsun?

- Anneme bakma sen abla. Bunları sonra konuşuruz olur mu? Bak daha yeni uyandın. Biraz dinlen. Tamam bilgisayarını getiriyorum. Zaman geçirmiş olursun. Akşam yemekte etraflıca konuşuruz.

Bilgisayarı alır almaz. Sosyal medya hesaplarımın hepsine girdim. Instagram, Facebook, Twitter... Atilla hepsinden beni çıkarmıştı. Annemin dediği gibi evlenmiş. Altı ay önce benim nikah şahidim en yakın arkadaşım Beren ile hemde. Ekrana öylece bakakaldım. O kadar çok şaşkındım ki, ağlayamadım bile.

Daha neler öğrenecektim kim bilir. Sevgisini bir türlü kazanamadığım kaynanam da boy boy yeni geliniyle fotoğraf atmıştı. O an hepsine bol küfürlü mesajlar atmak istedim. Herkesin kendini haklı gösterecek bir senaryosu olacağı aklıma geldi sonra. Bir gün uyanma ihtimalime karşı yazılan türlü türlü senaryolar.

Atilla hiç uyanmayacağımı ve hayatına bir şekilde devam etmesi gerektiğine dair dokunaklı bir konuşma yapardı mesela. Beren kesin aslında önce ilk onun gördüğünü çoktan aşık olduğunu ama bizim ilişkimiz olunca sustuğunu eee uyuyunca da kaderin ağlarına ördüğüne dair bol keder yüklü kompozisyon sunardı bana. Bunların hiçbirini duymaya tahammülüm yoktu.

Komik ama üç senedir uyumama rağmen hala tek ihtiyacım olan şey yine uyumaktı. Uyanmasaydım daha güzel olurmuş, bunu bana biri söylemeliydi. Bunları düşünürken uykuya daldım tekrar. Akşam 19.00 gibi annemin yanıma kondurduğu öpücüğüyle yeniden uyandım.

Desteğiyle biraz yürümekte zorlanarak sofraya oturdum. İlk başta herkes neşeliydi. Babam küçük çocuk gibi heyecanlı heyecanlı ülke gündeminden bahsediyordu. Hiç ilgimi çekmediğini bildiği halde futbolla ilgi tüm bilgileri de öğrenmiş oldum. Hatta hayatımda bu kadar çok maçlarla ilgili sohbet ettiğim olmamıştır.

Sanki elektrik kesilmiş de herkesin sohbet edeceği nahif bir ortam oluşmuş gibiydi. Gerçekten bu kadar sevildiğimi bilmiyordum. Aile her şeymiş. Öğleyin üzüldüğüm her şeyi bir anda unuttum. Aileme sımsıkı sarılmanın tam sırasıydı. Onları daha da mutlu etmek hem de kendim için arkada kaldığım hayata koşmam gerekirdi.

Ertesi sabah ilk olarak iş ilanlarına bakmaya başladım. Ev yine eskisi gibi. Annem ve babam işte, kardeşim okulda. Tabi telefonum hepsi tarafından saat başı "iyi misin" sorularıyla çalıyordu. Sayısız ilana başvurdum. Çalışmayı o kadar özlemiştim ki, aslında bakarsan ne iş olsa yaparım durumundaydım.

(Bir hafta sonra)

- Alo

- Evet buyrun. Elbette yarın uygundur. Teşekkür ederim, görüşmek üzere.

İlk iş görüşmesine çağrılmıştım. Bir haftadır evden çıkmıyordum. Aslında özlediğim sayısız şey var ama gelecek telaşı sanırım hepsinden önce geldi. Bir de korku... Sürekli internetin başında haberleri okuyordum. Magazin gündemine bile hakim oldum diyebilirim. Sanki sokağa çıksam kaybolurmuşum gibi geliyordu.

Bir yol sorsam bana bilmediğim bir uygulama diyecek, "o ne ya" şaşkınlığımı gizlemekten tırstım. Sanırsın ülkedeki herkes her şeyi çok iyi biliyor bir ben mağaradan şehre gelmiş yarı insan kılığındayım. Ancak bu iş görüşmesi çok iyi oldu. Sonucu olumsuz da olsa mecburen dışarı çıkacaktım. Benim için en iyi deneyim bu olacaktı.

(Ertesi gün)

İş görüşmem şahane geçti. Hatta o kadar güzeldi ki "biz sizi ararız" cümlesine gerek bile kalmadan işe alındım. Bana kalsa hemen o gün başlardım bile. Bir hafta sonrası için sözleştik. Halletmem gereken en büyük problemin üstesinden gelmiştim bile. Şimdi deniz kenarına bir bankta simit yiyiyordum.

Yüzüme ılık bir rüzgar esiyor. Saçlarım bazen ağzıma giriyor, simit yememe engel oluyordu. Balık tutan insanlar, pamuk şekerci, bisiklet süren çocuklar, koşuya çıkan insanlar, falcı ablalar, balon satan amcalar, tuzlu deniz kokusunu o kadar derin içime çektim ki tuzun tadını aldığımı hissettim.

Tüm bunları yapmayalı o kadar çok zaman geçti ki. Hayır üç yıllık bir uykudan bahsetmiyorum. Ondan da öncesi bu. Yalnızca iş-ev arasında mekik dokuyordum. Görüştüğüm tek insan ise Atilla idi. Onunla beraber olduktan sonra ailem de dahil tüm arkadaş çevremden de uzaklaşmıştım ve bunun adı aşk değildi.

Hani gözün görmez sadece dünyada onu görürsün ya işte o değildi. Gerek görmüyordum, tek Atilla ile hayat devam ediyordu işte. Ondan öncesinde de bir hayatım, paylaşımlarımın olduğunu unutmuştum. Şimdi tamirat aşamasına geldim. Kalbini kırdığım herkesten özür dilemeliydim. Onları tekrar kazanmalıydım. Nasıl yapacağımı bilmiyorum ama öylece yapacağım sanırım. Gelişigüzel şeyler her zaman daha samimidir.

Hiçbirinin uyandığımdan haberi yoktu. Önce böyle bir sürprizle başlasam çok daha güzel olacak. Kardeşimin dediğine göre daha bir ay önce yine ziyaret etmişler beni. Atilla evlenmişti ama arkadaşlarım onları yok saymama rağmen beni unutmamışlardı.

Derin bir utanç duygusu içindeyim. Bununla baş edebilmek için onların desteğine ihtiyacım var. Elimden kayıp gidenlere şimdi sıkı sıkı tutunmam lazım. Tutup bir daha hiç bırakmamak. Aşk? Bilmem... Hayat güzel kuşlar uçuyor. Kim bilir belki bir gün yine yeni yeniden....

2 Aralık 2017 Cumartesi

Yol

Hayatımın 35. yılını yaşıyorum. Eski sevgilim geldi aklıma. 20'lerimdeydi o sıra. Bir sofra kurmuştuk. Yanında en sevmediğim erkek arkadaşı Mert ve onun artık kaçıncı tanıdığım ve bir kere gördüğüm bilmem kaçıncı kız arkadaşı. 

Bazen insanların yüzüne yüzüne demek istersin (o kadar içmiştik ki o gece kızın yüzüne önce dedim sonra kustum) "O beyinle bu yaşa kadar nasıl geldin bebeğim." Kız 38 yaşında mıydı neydi hatırlamıyorum ama "kadınlar 35'e geldi mi çöpe at" diye bir cümle kurmuştu. 35'ten sonra... 35!

Amaaaa evleniyoruuuuum!!! Eveeeet! Tanrım hep korkardım evlilikten ama şimdi hayatımın aşkı diyemesem de bir ömür beraber bir hayat yaşamaya ikna oldum sanırım. Evet çok netim şu anda, kesinlikle evet.

- Ah aşkım geldim geldim. Telefonum sessizde kalmış, nasıl oldu bilmiyorum ama bavulun içine karışmış:)
- Tamam bitanem acele etme geldim ben aşağıda bekliyorum.
- Hayaaatııııım. Bavullar:)
- Canım bunlar ne böyle. Sadece bir hafta kalacağız annemlerde. Hatta tanışma faslı malum. Sıkılırsak döneriz.
- İşte dönmezsek diye ben her ihtimale karşı ne bileyim. Bakma öyle!
- Tamam hadi cadı bin arabaya.
- Yol müziklerini dün akşam ayarladım. Kaç saatti buradan İzmir
- Kasarsam dört saate varırız. Sorun olmaz.
- Süper bu şarkılar fazla fazla yeter bize.
- Hadi bakalım patlat bir tane
- Jefferson Airplane-White Rabbit ile başlıyor güneşin batışıyla ki bu İzmir'e vardığımız anlamına geliyor. David Sylvian-Messenger ile yolculuğumuzu bitiriyoruz erkek güzeli.
- Şarkılar enfes ama son dediğin başka bir hoşuma gitti. Bir öpücük?
- hımmm...
- Bal gibi dudakların...
- Bence bu tat damağında bir hafta kalsın yoksa kaza yapacağız. Annenlerin evinde de no sevişmek! En hanım halimle çıkacağım karşılarına. Sonra cadoloz gelin olup burunlarından getireceğim :))
- Manyaksın
- SENİ SEVİYORUM
- SENİ SEVİYORUM
- Ama acıktım da:)
- Hayatım çok güzel sandviçler yaptım. Poğaça da var:) en sevdiğinden peynirli-patatesli karışık yaptım. Şu torpido gözüne koyuyorum acıktığımızda yeriz. Yolda kahve de alırız. Şehirden çıkmadan bi Starbucks yapalım bence.
- Kesinlikle aşkım. Ayakta durmam lazım.
- Of bu neden açılmıyor.
- Dur ben de deneyim.
- Dur dur sen tutukluk yapmış. Yola bak sen açarım ben.
- Hop işte bu kadar açıldı. Şuraya koyuyorum. Burası çok karışmış aşkım ya. Ne bu bir dakika... Bu ne ya?
- Ne ne anlamadım??
- Berk bu toka kimin
- Bilmiyorum kimin ki
- BERK!
- Gerçekten bilmiyorum ya. 
- O kızın mı??
- Offf taktın o kıza. Bak o konuyu kapattığımızı düşünüyorum. Lütfen bir toka için... Ayrıca onunsa da onun unutmuş demek ki ne bileyim ben.
- Unuttu mu sen mi saklıyorsun?
- Hayatım benim toka takacak saçım mı var da saklayacağım.
- Berk sen benimle dalga mı geçiyorsun? Ben ne diyorum sen ne diyorsun ya. Atıyorum camdan
- Dur ya
- Dur???
- Yani kalsın.
- Ne oluyoruz Berk.
- Tamam Ayşegül at bunalttın gerçekten.
- Neden sinir yaptın ki bu kadar sen şimdi.
- Ayşegül at dedim tamam? Bitti! At işte
Gözlerindeki soğukluğu gördüm o an. Çok anlıktı ama... Bilmediğim ne vardı o kızla ilgili? Annem geliyor aklıma. Babamı hiç sevmeyişi, gözü dışarıda hafif meşrep annem. Yeterince büyüdüğümde umarsızca yanımda arkadaşlarıyla ölmüş babamın arkasından konuştuğunu hatırlıyorum. "Çok iyi adamdı da fazla yumuşaktı." 

Herkesin hayattan en az babam kadar korkuyordu ama çoğu insan belli etmez. Bu bir oyun. Kendine güvenmelisin. Babam asla kendine güvenmezdi. Belkide güvense annem ona koşarak gidecekti. Berk hayatımın bu kısmını hiç bilmedi. Babamla alakası olmayan bir adamla evleniyorum. Fazla egolu, yeterince dik hatta çok çapkın. Ama benimle evlenmek istiyor. Aşık mı bana?
- Aşık mısın bana?
- Bu nereden çıktı şimdi.
- Doğru cevap bu değildi.
- Tabiki aşığım.
- Emri vaki yanıtlarda bugün.
- Senin canın kavga mı etmek istiyor? Yoksa benimle evlenmek istemiyor musun? Eline bir neden mi vermemi istiyorsun.
- Fazla kurnazca fikirler bunlar. Evlenmek istemesem direkt yüzüne söylerdim.
- Derdin ne o zaman? Sabah sabah gerdin beni bir toka yüzünden.
- Söylesene o kızla seviştin mi? Benden iyi mi?
- Offf var yaa Ayşegül şu an tam bir Türk kızısın.
- Sen de vasat cevaplarınla çok iyi yalan söylediğini söyleyen fakat daha da çok batıran klasik Türk erkeğisin.

Ne yapıyorum ben? Belkide haklı.  Evlenmemek için bahane üretiyorum ya da aslında nasıl bir erkek olduğunu bilmeme rağmen salak ayağına yatıyorum. Sonuç odaklı kadınlardan olmak istemiyorum ben. "Ben yine aynı hep affedici" ev kadını hayatı bana göre değil. Annem gibi olmayacağım ben!

Başım Tanrım avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum durdur şu arabayı diye. Sadece hava temiz hava. Camı açmam lazım. Bir tohum uyanıyor saklı yerimde. Bulutları süzüp yağmur bekleyenler, inip yürümek istiyorum. Bu yürüyüşümün bir izi olsun istiyorum, bana bir şey olsun istiyorum. 

Anlıyorum sen o değilsin. Gitmem lazım, hızla koşmam lazım. Bu ana kadar neredeydim ben? Neden her şeye karşı bir sus halindeydim ki. Bir toka mı yani beni bu hale getiren veya uzun bir yol mu gerekirdi yeterince düşünmek için? Günün hakkını verdiğimizi, eğlendiğimizi sandığımız zamanlar aslında her ikimizin kendine ait olan gününü kurtarmaktı. Aşk bu değil, sırılsıklam olmadım henüz.

Şimdi hiçbir şey söylemeden uzaklaşsam, o hiçbir şey demese keşke. Çıktığım kapılar umurumda değil nicedir. Şu girdiğimiz sokağa annemin sesi aksa ya. O kadar çok yanımdaydı ki Berk birden kendime en son kimsesiz kalıp da bir kahve söyleyemediğimi fark ettim. 

Oysa kahve benim ne büyük bir keyifti. Ben Berk'in hayatını yaşıyorum? Onun sevdiği yerler, onun yedikleri, onun arkadaşları, onun zevki. Kıyafet alırken bile fikrini sormadan bir şey deneyemez oldum. Biz birbirimizi hiç özgür bırakmadık ki. Saçlarımın dipleri yangın yeri sanki. 

- Ne düşünüyorsun?
- Hiç
- Yavaşşşş, ne yapıyorsun o fren neydi öyle. Delirdin mi sen öldürecek misin ikimizi de.
- Arabaya bindiğinden sorun yaratıyorsun. Derdin toka filan değil senin. Önce ailemle tanışacağın için normal olarak gergin olduğunu düşündüm ki, bu gerçekten çok normal bir durum. Bak yarım saat sonra bizim evin önüne geleceğiz. Eğer vazgeçtiysen....
- ....
- Ayşegül! Lütfen ağlama.
- Sanki aydınlanma yaşıyor gibiyim.
- Ne demek bu şimdi?
- Aydınlanma... yıkıcı bir süreç yani. Daha iyi ya da daha mutlu olmakla ilgisi yok. Sahteliğin uf ufak olması. Oyunlardan oluşan cephenin arkasını görmek, doğru olduğunu sandığım her şeyin kökünden yok edilmesi... İşte aynen böyleyim.
- Seni terminale bırakayım.
- Özür dilerim
- Hıh :)
- Ben de böyleyim, hep de böyleydim.

10 Ekim 2017 Salı

İnsan "her neyse"dir

Karanlık kutu gibi bir oda, tepemde sarı bir ampul, saat başı yediğim tokat ve göbeği masanın üzerine yığılmış, ağzı leş gibi kokan adama derdimi anlatmaya çalışıyorum. Gerçi dün de ağabeyimden tokat yemiştim ama hiç tanımadığın hele de karşındaki polis olunca insana korku basıyor biraz. 

Korku da demeyim de, hani sevdiğin kızın babası vursa yığılsan kalsan tek laf edemezsin ya keşke öyle bir durumda olsaydım şimdi. Elifim ne yapıyor acaba? En büyük kızım, anasına benziyor hiç konuşmaz ama sayar beni. Sevip sevmediğinden şüpheliyim. 

Diğer iki kızım daha küçük olduğundan henüz babasının hayırsızlığını çözebilmiş sayılmazlar. Seviyor sayılırlar yani. Az büyüsünler anaları dolduruşa getirir, onlar da sevmezler artık beni. Üniversitedeki aşkımdan sonra iyi bir koca olamayacağımı biliyordum, ki bunu evlenerek kanıtladım fakat hep iyi bir baba olmak istedim onu da beceremiyorum. 

- Komiserim ne oldu yanından sorgu odasından ayrılmışsınız.

- Bu kodumun ibnelerini bize sayıyla mı veriyorlar lan? Sabahtan beri saçma sapan laflar ediyor. Şiir kitabını hatim etmiş de gelmiş pezevenk sanki. Hayatımda bildiğim atasözleri, onu da kaynanamın arkasından söylerim. Lan bu kavadın dediklerinden hiçbir şey anlamıyorum. Elim morardı adamı vurmaktan bu puşt hala serenat. Sana bir şey diyeyim mi aklı olan polis olmaz. Bak yemin ediyorum. Şerefsizim bıktım.

- Amirim telefonunuz çalıyor.

- Alo kızım Zeynep? Babacığım unutmadım tabi, sabahtan beri sana hediye bakıyorum. O dev bebeklerden işte dedin ya ondan alacağım diye İstanbul'da gezmediğim yer kalmadı. Birazdan geleceğim eve. Parasını vereyim artık sen alsan olur mu meleğim? Tamam canım kızım benim, baban hemen gelecek...

- ?

- Ya Ali bizim kızın doğumgünüydü bak bu serseriler yüzünden gene unuttum. Artık çocuk üzülmüyor da, "peki baba, tamam baba" dedi kapadı. İçerlendi kesin. Ben eve geçiyorum. Siz de şu Sedef hanımı çağırın. Baksın şunun icabına. Bu psikologlar da deli zaten. Ancak o anlar bunun dilinden. Sabah konuşuruz. 

- Haber verdim amirim gelir birazdan. Hah geldi. Sedef hanım buyurun lütfen.

- Merhabalar. Kusura bakmayın geciktim biraz.

- Rica ederiz. Bu amirimiz Sadık bey, psikoloğumuz Sedef hanım.

- Merhaba Sedef hanım, memnun oldum. Sabahtan beri bu adamla uğraşıyoruz biliyorsunuzdur olayları bir konuşun, ne yapın edin itiraf ettirin. Artık yaşlandım da yemin ederim elimde kalacak.

- Siz merak etmeyin. Bundan sonrası bende. Ben sorgu odasına geçeyim. İyi geceler.

Psikolog Sedef ve katil Adnan...

- Adnan bey merhaba ben Sedef. Psikoloğum biraz konuşalım mı?

- Katil olduktan sonra şimdi de deli damgası mı yiyiyorum?

- Ben sadece sizinle konuşmak istiyorum. "Belki iyi gelir" diye bir cümle vardır ya, ya da onun gibi bir şey. Öyle bakın lütfen siz de. Olay, durum belli aslında. Siz de inkar etmiyorsunuz ama her şeyin bir nedeni ya da nedenleri var değil mi? Ben sizinle işte tam da bunları konuşmak istiyorum. Belki zamanında yeterince konuşabilseydiniz şimdi burada olmadınız.

- Evliyim ve çocuklarım var. Bunun dışında bir de yıllardır devam eden bir ilişkim vardı. Onunla evlenebilmek için senelerdir annemin ölmesini bekliyorum. Baktım öleceği yok ben öldüreyim dedim. Bu kadar! Artık ne yapacaksanız yapın ben çok sıkıldım çünkü.

- Bu kadar basit yani? Ben burada çocukluğunuza kadar inmeye gelmedim. Sadece olayı biraz daha açalım istiyorum. Katil olmak sizi doğrudan kötü yapan bir eylem değil. Önce kendinizi suçlamaktan vazgeçin. Konuşmaya böyle başlayalım isterseniz. Unutmayın ben de dahil her insan katil olmaya meyillidir aslında. 

Doğamızda var bu, bir yerde hayvanlardan farkımız yok. Onlar yaşamak için biz ise işte bilirsiniz her şey bir anda olur. Bu hedef bazen kendimize atılan bir kurşun bazen de sevdiklerimiz ya da tanımadıklarımız olabilir. Şimdi ilk "neden?" sorusuyla başlayalım.

Fakat deminki gibi basit bir cevap beklemiyorum sizden. İnsan annesini neden öldürür? İyice düşünerek yanıt verin. Korkmayın aksine korkunuzu sevin. O size kim olduğunuzu anlatacak. Önünüzdeki çay soğumuş sanırım bir şeyler içer misiniz? Kahve veya çay ya da herhangi bir şey?

- Çay soğuyunca ve biraz böyle kalınca aynı önümdeki gibi bayatlıyor. Birini beklemek de böyle, bayatlıyor artık ve soğuyorsun ondan. Benim bir şeyleri söylemek için çırpındığım gecelerde siz yoktunuz küçük hanım. Ama başlayalım bakalım. Benim sorunum yalnız ölmekten korkmak. Babam gibi çekerek ölmek de istemiyorum. Sürünmek istemiyorum. 

Hani bazı kadınlar vardır ya vakitsiz gelenler ölümlere karşı şu makyajsız gezmeyen. İşte bende de erkek versiyonu var. Sevilmeme, unutulmak mesela... Kimse beni unutsun istemiyorum ve çok yalan söylüyorum. Çok çok ama... bunlara kendimi inandırmaya başladıktan sonra iyi biri olduğuma da kendimi inandırınca etrafımda herkese nasıl hangi ara zarar verdim hatırlamıyorum. Çok kalp kırdım ama annemi öldürmek istememiştim. 

Kırkbeş günde evlenmeye karar verdim sonra bunu beceremediğimi, hayalimdeki kadının o olmadığına karar verdim. Tuhaf olan ne biliyor musun yine olsa yine onunla evlenirdim. Çok iyi bir kadındı, anneme benziyordu. Beni aldatacak biri değildi, iyi bir anneydi. 

Al evlen işte öyle bir kadın. Onu hiç hak etmedim, bunun için de uğraşmadım. Bunu nasıl anlatacağımı bilemiyorum ama her insanın özellikle de erkeklerin hayalinde bir kadın imajı vardır. Genelde hayaldir, hiçbir zaman da o kadını bulamayız. Bir kere bulmuştum ama. O kadar çok yaklaşmıştım ki...

- Bir dakika oraya daha sonra geleceğiz. Önce şunu anlayalım. Evlendiniz, mutsuz oldunuz sonra? Uzun yıllardır şu ilişkiniz olan kadın? O ne zaman girdi hayatınıza.

- Evlendikten iki yıl sonra filan. Evliliğimin en kötü zamanlarıydı. Bana çok yardımcı oldu. Sonra bir ilişki içine girdik. Sevdik, kavga ettik, ayrıldık, barıştık, değiştik. Sonra çok değiştik gerçekten. Ona hiç aşık olmadım. Sevdim ama gerçekten. Esas sevdiğim kadın üniversitedeki ilişkimdi. 

Onun ahını aldım galiba. Bir anda terk edip gittim. Tuhaftır annem yüzündendi bak. Annem istemedi onu hiç. Ben de ki etmeden kızı bir anda bıraktım. Boktan bir hayatı oldu. Onunkini de kendi hayatımı da siktim resmen. Evliyken olan ilişkimin en sevdiğim tarafı ise hep sabit olmasıydı. 

Hayatımda durabilen tek şey oydu. Onu da çok aldattım, çok yalan söyledim gerçi. Affediyordu. Değiştik demiştim ya, o gerçekten çok değişti. Ben hep aynı piçtim ama o... ne bileyim... Yaşamayı seven biriydi. Parayı, lüksü, güzel yaşamaya fazla hayrandı.

Ben de elimden gelenin fazlasını yaptım ona. Çoğu kadına ama. Benim kadınları hayatımda tutmak için hep bir şeyler yapmam gerekti. O yüzden üniversitedeki o kız başkaydı. Beş parasızdım, öyle iyi de giyinmezdim ama beni severdi. 

Neyse bir gün şey oldu. Anlamadan oldu gerçi aşık oldum. Gerçekten hayalimdeki kadındı o, o kadar yaklaşmıştım ki... Her şeyi mahvettim. Onunla ilgili kalbe dahil ettiklerim benim mayamdı artık. Yalanla başladım. Çok yüce gönüllü bir kızdı. Saftı, şapşalın tekiydi hatta. Çok iyi bir yalancıydım ama zaten onu kandırmak çok kolaydı. 

Benden sonra ona çok dua ettim yine kandırmasınlar diye. Benden korkmasına gerek yoktu ama başkaları zarar verebilirdi. Çok güzeldi, böyle aktirislere benziyordu. Vücudu Fransız, yüzü Latin kadınıydı. Onu kaybetmekten çok korkuyordum. Ki malum bensem mevzu her şeyi paramparça edecektim elbette. Ama biliyor musun onda bile onu suçladım.

- Tam olarak neden ayrıldınız?

- Dedim ya yalan söyledim. Önce burada kırıldı. Benim de bazı yalanlarım vardı. O diğer kadınla ilişkim devam ediyordu. Önce onu idare etmesi konusunda bir sürü hikaye anlattım. Sonra yalanlar söyledim. Önce evli olduğumu öğrendi, ardından geçmişimdeki pisliklerimi. Aslında bir tanesini duydu ama öğrendimki birçoğunu de öğrenmiş. O da gitti. Ben savaşmadığı için ona hep kızdım. Size bir şey sorabilir miyim? Biraz kişisel ama...

- Sizce aşık insan savaşmaz mı? Bence o kız bana aşık değildi. Olsaydı kaçmazdı, kaçamazdı ki.

- Bu kadar anlattığın şeyi baz alırsak ve bunu onun da bildiğini düşünürsek sence sen açacağın onca belaya değer misin? Bir laf vardır, görülmemek için gözlerini kapayan çocuklar gibi yapma. İtaatsizlik günahını işledikten sonra Adem saklandı. Buraya gelmeden önce sosyal medyanı buldum. Biraz baktım da puro seviyorsun sanırım. Şapka puro filan ilginç. 

Senin gibi böyle adamların bir avantajı vardır. Nasıl hissettiklerini anlamak zordur yani. Dediğiniz şu aşık olduğunuz kız, sessizce gitmeliydiniz peşinden. Kalpleri bilinmeyene daha dayanıklı olur. Zira kalpleri olmasa daha çok dayanırlardı.

- Onun için neler yaptım ben. Bir aylık ilişki için kum saatini tersine çevirdim ben. O küçük orospu birden gitmeseydi. Ben de diğer ilişkime dönmezdim. Döndüm o da evlenme şartını koştu. Evlenemezsem o da giderdi. Hem giderse başkasıyla evlenirdi. O kadar yıllık emeği başka puşta yedirecek değildim. Egoluyum amına koyayım evet. 

Karımı da boşayasım yoktu. Evlat verdi o bana anlıyor musun?? Bana ait kadınlar benden kalmalı psikolog hanım. Her şey o küçük orospunun basit bir mesajla beni bırakmasıyla başladı. Şimdi anam da hayatta olurdu hem.

- Sürekli kendi hatalarınız için başkalarını suçlar mısınız böyle? Bu bir mizaç mı?

- Vicdan ağır yüktür, kaldırabilen daha da olmamıştır. Ne kadar onurlu, gururlu, merhametli gibi davranırsam o kadar yaşayabilirim. Yoksa çoktan dayanamaz intihar ederdim. Kızlarım var benim, bana ihtiyaçları var. Daha hata yapacak yaşa gelmediler. İntihar etme gibi bir lüksüm yok. Yöneldiğin kimsenin bilmediği bir çıkıştır. Bak! içime işleyen acıyı size değil bir suya bırakmayı öğrendim. Dal olmaktan vazgeçeli çok oldu. 

Bundandır ki ne bir ağacım var bana benden ne de çiçek açacak benden. Aşık olduğum kız öyle biriydi ki, desen birlikte dünyayı değiştirebileceğimize inanırdı. Öyle hayalperestti. Ah be yavrum giydiğin pelerin uçurmuyor seni diyemedim. Ben de onun gibi çocuklaştım. Çocuk oldum. Bu yaşlarda insan aşık olunca gençleşiyor cidden. Daha da olmazdı zaten ki şu andaki vaziyete bakınca artık olacağı varsa da olmaz.

- Yani sen başına gelen her şeyden o kızı sorumlu tutmaya devam edeceksin. Ne güzel nefret etmek için de adını "küçük oropsu koymuşsun." Haber aldın mı hiç ondan.

- Sosyal medyadan oradan buradan işte bazen. Yüzünü göremedikten sonra neye yarar. Bazı yazılarını okuyordum arada. Birinde şey yazıyordu: "Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir.

Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda." Herhalde karşımda olsaydı onu gebertirdim. Bu konuda ciddiyim. Hangi pezevenge lan bu gönderme dedim. Benden başka kimi sevebilirsin sen?? Benim gibi seven kaç adam var lan dünyada??

- Olamaz mı olabilir. Hem ne güzel işte. Bitmişse bitmiştir. İnsanların hayatlarına devam etmesi senin için neden bu kadar sorun?

- Ben devam etmesinler demiyorum ki. Ama beni unuttukları tek günleri de geçsin istemiyorum. İşte benim sorunum bu anlamıyorsun. Yoksa bir yumruğu havada öpmek gibi hedeflerim var benim. Dövüşmemiz mümkün değil. 

- Ben gayet iyi anlıyorum da senin anlamadığın şu ki; aynı anda her şeye sahip olamazsın. Aynı anda her şeyi çok iyi yapmak gibi bir şey bu. Yapamazsın işte, olmaz yani. Hatta bazen öyle yalnız olmalısın ki, sabahları kendine uyan diye ısrar edip beş dakika diye nazlanıp az deli olmalı insan. Bazen ama her zaman değil. Bazen öyle hallerin de olmalı. İçinde hani üflediğinde altından ne çıkacağını bilmediğin bir toz yığını var. 

İnsan her neysedir aslına bakarsan. Öyle doğar yani. Belirsizliğinin içinde hem çöldür hem heves. Ötekinin değil ben'in hevesidir. Bu kadar yalanın yanında sen sana sadece o inansın istedin. Sevdiğin biri sana inanınca bütün dünya inanmış gibi olur çünkü. Kabalaşmak istemem şöyle bir haline bakınca hani B harfinden notalarla sütyen yapmaya da gerek yok.

- Hahahaha. Çok özür dilerim. Sizden böyle bir laf beklemiyordum. Hanım hanımcık gelmişsiniz karşıma garip geldi de. Biliyor musun herkes merdivenin başından bana doğru koşarken o en alt basamakta bekledi beni. Kırdıysa kırdı kalbimi biliyorum ki yanıma düştü. Bunu anlamam zaman aldı. 

İçten içe onun da bana aşık olduğunu biliyordum. Biliyor musun hiç evlenmedi. Ben ona bir umut sundum. Hikayeler anlattım. İnsana kaderini vaat eden kişiyle karşılaşır ve onu dinlerse ona inanır. Yaşam, sana sunulan bir şey değildir. Genel olarak onu zorla söküp alırsın. Hakkındır. Bunu bilecek kadar zekiydim ama çalışmıyordum. Serin bir rüyanın hatırınadır çektiğim dünya ağrısı.

- Sen mevzu istiyorsun.

- Bitsin mi artık bu konuşma? Belki daha öteye geçmek istemedi yanardı çünkü. Tüm bunları idrak etmem gerçekten zaman aldı.

- Senin için yapabileceğim başka bir şey var mı?

- Sence?